ANKARA (QHA) 24 NİSAN 2018 -

“Hansaray” Kırım Tatar medeniyet mirasının yeryüzünde ayakta duran en ünlü eseridir. Kırım Hanlığının dünya siyasetinde sıklet merkezlerinden biri olduğu onaltıncı asrın başlarından itibaren inşa edilmeye başlayan saray o ihtişamlı günlerde İstanbul, Viyana, İsfahan ve Roma gibi önemli bir merkez olmuştur.

İnşasında Osmanlı, İtalyan ve İranlı mimar ve ustaların imzaları bulunan saray kuruluşundan itibaren zaman içinde Hanlığın artan önemi ve etkisi ile de büyüyerek sadece siyasetin değil mimari, sanat ve edebiyatın da geliştiği bir kompleks haline gelmiştir. Ne var ki bu ihtişam kuzeyli barbarların da iştahını kabarttı.

Onsekizinci yüzyılın ilk yarısında bir fırsatını bularak Kırım’a giren barbar Rus kuvvetlerinin ilk hedefi Hansaray tahrip ve yağma idi. 1783’te Kırım’ın işgali ile bu yağma, tahrip ve talan Hansaray’ın takip eden yıllarda gittikçe yıkılarak küçülen bir kompleks haline gelmesine neden oldu. Kırım Ahali Cumhuriyeti ilan edilmeden birkaç hafta önce Çelebicihan Hansaray’ı Kırım Tatar Milli Müzesi olarak ilan etse de kısa ömürlü Cumhuriyet sarayın yeniden ihyasına imkan bulamadı. Ardından gelen Sovyet dönemi, Kırım Tatar halkının topyekün sürgünü ve Kırım’da Kırım Tatarlarına ait izlerin silinmesine yönelik Rus barbarlığından nasibini alsa da Hansaray eski ihtişamından çok uzak bir halde de olsa varlığını sürdürmeye ve yıllara direnmeye devam etti.

Sovyetlerin dağılması ile Kırım Ukrayna’da kaldı. Ancak, Kırım’ın idaresi bu dönem boyunca nüfus yoğunluğunu elinde bulunduran Rusların oldu. Ekonomik ve siyasi sıkıntılarla uğraşan Ukrayna, Hansaray’ın restorasyonu için gerekli olan kaynağı hiçbir zaman bulamadı. Bilimsel restorasyon kurallarına göre yapılacak bir restorasyonun maliyeti oldukça ağırdı. Türkiye bir takım projeler geliştirdi ise de bunlar da maliyet ve kaynak bakımından ötelendi. Hansaray’ın restorasyonu için uluslararası finansman arayışı Hansaray’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası adaylığı sürecini başlattı. Ne var ki 2014 Şubat’ında Rusya’nın Kırım’ı bir kez daha işgali Hansaray’ın adaylığının askıya alınmasına sebebiyet verdi.

İşgalin ardından üçbuçuk yıldan fazla zaman geçmişti ki gazeteci Osman Paşayev, Hansaray’da işgalciler tarafından başlatılan restorasyon çalışmalarında asitli malzeme ile silinen duvar işlemeleri ve yazıtları ile ilgili bir haberi sosyal ağlarda paylaştı. 2017 yılının Ekim ayının son günü yapılan bu paylaşım dikkatli birkaç göz dışında farkedilmedi. Ne hikmetse işgalciler Kırım’daki en önemli Türk-İslam eserini “restore” etmeye başlamışlardı.

Bir müddet sonra 2017’nin son günlerinde Edem Dudakov da Hansaray ile ilgili bazı fotoğraflar paylaşmaya başladı. Bu fotoğraflar, Hansaray’da yapılmakta olan restorasyonun ne kadar vahim bir hale evrildiğini ortaya koyuyordu.

Bilimsel restorasyon kurallarına göre, restorasyon sırasında yapılacak bütün yenilemelerin aslına uygun malzeme ile restore edilen eserin tarihi, mimari ve sanatsal dokusu korunarak yapılması gerekirdi. Oysa ki paylaşılan fotoğraf ve videolarda bunun tam aksi malzemeler kullanılarak yapıldığı, çalışmalar sırasında yapıya ve kompleks içindeki mezartaşları dahil pek çok esere zarar verildiği görülüyordu.

Esasında yapılan işin tarihi deseni bozarak yok etme olduğu, Hansaray’ın tarihi dokusunu yok ederek muhtemel bir UNESCO incelemesinde orijinallikten yoksunluk gerekçesiyle Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil ettirmeme düşüncesi olduğunu o gün bugündür ifade ettik ve ediyoruz. Bunu sadece ifade etmekle kalmadık, Kırım Tatar diasporası olarak UNESCO, ICOM, ICOMOS, Europa Nostra gibi konu ile ilgili uluslararası kuruluşlar dahil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı başta olmak üzere yaşadığımız Türkiye’deki bütün ilgili kuruluşlara ilettik. Sosyal ağlarda konuyu dile getirdik.

UNESCO Yönetim Kurulu, Kırım Tatar diasporasının bu ısrarlı takibi Ukrayna UNESCO Milli Komitesi ve Kırım Tatar Milli Meclisi’nin müracaatları neticesinde Hansaray’daki “sözde” restorasyonu takip altına aldı.

Konunun hukuksal boyutunu başka bir yazıda tartışalım.

Hal böyle iken işgalciler önce yapılanların Hansaray’a iyilik olduğunu, tamiratın, sözde restorasyonun Hansaray’ı güzelleştireceğini iddia ettiler. Sözde siyasetçileri televizyon kameraları ile saray bahçesinde gezindi, çalışanlara fırça attı. Her zamanki gibi uydu basınları ve işbirlikçileri ile “what aboutism” yani “ya siz ne yaptınız” politikasına girişti.

Ne UNESCO’nun ne de başka bir uluslararası kuruluşun Hansaray’daki inşaat işlerini izlemeye ve denetlemeye kabul edilmeyeceğini elbette çok iyi biliyoruz.

Ama görünen o ki, işgalciler Hansaray nedeni ile oldukça paniklemişler. Sözde restorasyona başladıktan neredeyse bir yıl sonra birkaç gün önce Türkiye’de bir müze müdürlüğünü arayarak Hansaray için yardım talep etmeleri bu paniğin bir işareti. Lakin, neden bu işle ilgili Kültür Bakanlığının Genel Müdürlüğü değil de Anadolu’nun ortasında bir müze müdürlüğü? İşbilmezliklerinin ve aslında umursamazlıklarının bariz bir göstergesi. Bu sorunun cevabını da yakında öğreniriz.

Maalesef ki işgalcilerin sözde restorasyonu sonrasında ortaya belki de yenilenmiş bir Hansaray çıkacak… Ama o saray Hansaray ruhunu taşımayacak, Hansaray olmayacak!

QHA

Yasal Uyarı