"Çocuktum, ülkücüydüm" Faruk Kurtbaş'ın dediği gibi. Bir yaşlıca adam, saçı sakalı ak ve uzun, gözleri asırlık zulme öfkeyle kısılmaktan çekik, kendini Çin Konsolosluğu'na zincirlemişti. Televizyonda olmalı, yahut bir gazetede fotoğraf; kısaca görmüş, çocuk aklımla o adamın "bizden" olduğunu anlamış, babama sormuştum. Öyle ya, bir yerde öfke ve acıyla bağıran, görün beni diye inleyen, zulmün kırbacı altında feryat eden birisi varsa, ve bütün bunlara rağmen duruşundan bir vakar, bir mertlik, düşmanı kıskandırır bir asalet halesi yayılıyorsa, o adam bizdendi mutlaka. Babam "Barat Hacı" demişti. "Hani İsa Yusuf vardı ya. Onun arkadaşı."

Kırım Haber Ajansı'na çalışmanın güzel yanları çok; fakat kötü bir yanı da var. Zulümden ilk sen haberdar oluyorsun, görüntüyü ilk sen izliyorsun, bir de bunu insanlara anlatmak için haber yazıyor, yazdırıyor, kontrol ediyor, yayınlıyorsun. İhtiyar yaşında tek başına işgalcilerin karşısına dikilip, yaka paça gözaltına alınan Server Karametov'un haberini yaparken içim parçalandı tam da bu yüzden. Kayıtsız kalabilsek, bir film gibi, profesyonel bir gazeteci olarak izleyebilsek, belki çok daha güzel yapardık haberini, daha etkileyici sözlerle, görsellerle... Fakat QHA'nın her bir çalışanı, Karametov'u görünce "bunun haberini yapmalıyım" diye değil, önce "ben niye orada değilim" diye düşünüyor, hayıflanıyor, dişlerini sıkıyor. Ve şu an derdim tam olarak bu: İhtiyar Karametov'un bu hamlesi bizi neden utandırmıyor? "Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir / Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?" diyordu ya, o sırrın müdriki Karametov şu yaşında kendini kodese attırıyor. Benim aklıma Barat Hacı düşüyor, demek, Türk Dünyası'nda değişen bir şey yok. Dedem Korkut yahut Tiryaki Hasan Paşa mayasından ihtiyarlarımızda zalimin karşısına çıkacak yürek hala var; ve bu yüreğin çaktığı kıvılcım bizim gençleri hala alevlendirmiyor. 

Karametov'un duruşunun haber değeri yoktur. Bırak ülke gündemine girmeyi, kendine milliyetçi diyenler için bile gündem oluşturmaz. "Sizin iller ile şu bizim ilin / Bir iki türkülük arası, gardaş" dediğimiz, bağırsak duyulacak kadar yakın bir coğrafyada 2014'ten bu yana devam eden zulümden haberdar olmayı geçtim, artık bıçağın kemiğe dayandığı yerde, sırf gençler utansın, belki hicap ile birileri harekete geçer diye eyleme geçen ihtiyarın feryadı ve onca hastalığıyla mahpus edilmesi Türkiye'de yeri yerinden oynatmıyorsa, ne oynatacaktır acaba, hiç bilmiyorum. 

QHA'da herhalde şimdiye dek böyle subjektif, duygusal bir yazı yazmamıştım. Bu yazıyla insanları utandırabileceğimi, Karametov'a destek için Türkiye çapında büyük nümayişler düzenleneceğini de sanmıyorum. Ancak vaktiyle Kırımoğlu için Türkiye'de nümayişler düzenleyen, bir de Sovyet sansürüne rağmen ona mektup ulaştırmayı başaran Türk milliyetçileri vardı. O milliyetçileri anıyorum; Batı edebiyatındaki "eulogy" gibi, bu bir cenaze yazısıdır, iletişim çağında, her türlü imkan olmasına rağmen, iki nesil öncesinin kısıtlı imkanlarıyla eriştiği şuura ve eylemselliğe asla erişemeyen, ideolojisi koflaşmış, bakışları ürkekleşmiş, eli ayağı kesilmiş milliyetçilere ağıttır. Demek hakikaten "dar günlerin erkek arslan sesiydiler, sustular."

Yine de vazgeçmek yok; zira mücadelemiz en temel haklar için, büsbütün zalim olana karşı, topyekün erdemli bir hareketin mensubuyuz. Bir avuç halk değil, bir yumruk milletiz ya; bir gün Türk Dünyası'ndaki en küçük gelişmenin yurdumda haber olduğu çağı hiç değilse onlar görsün diye, oğullar ve kızlar yetiştireceğim. İki kızım olursa birinin adı Kırım olacak, birinin adı Tebriz. Kucağıma alıp, Karametov'u da Esir Türk Yurtları Davası'nın binlerce fedaisinden biri diye anlatırken, önce Abdurrahim Karakoç'tan şu şiiri okuyacağım onlara:

Bilir misin gardaş, Türk illerinde
Havada yıldızlar, dağda kar üşür
Tutsak soydaşların türkülerinde
Dört mevsim ötede bir bahar üşür.

Ezanlar buz tutmuş minarelerde,
Yaylalar dermiş ki: Töremiz nerde?
Yolların hasretle bittiği yerde,
Her dağ yamacında bir mezar üşür.

Ses verir aktıkça ağlarcasına
Göl olur gözyaşı gönül tasına
Her sabah kuşların uyanmasına
Her köyün bağrında bir pınar üşür

Kara pas bağlamış ozan dilleri
Ayıya in olmuş Bozkurt illeri
Ulu Tanrısı'na açmış kolları
Kökü Türklük olan bir çınar üşür

Sonra ekleyeceğim: "Hani Kırımoğlu vardı ya. Onun arkadaşı."

QHA

Yasal Uyarı