ANKARA (QHA) - 2 Nisan 2018 -

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in birlikte Mersin Akkuyu Nükleer Santrali’nin temelini 3 Mart Salı günü atması bekleniyor. Yaklaşık 20 milyar dolara mal olması beklenen projenin Türkiye’nin toplam elektrik ihtiyacının yüzde 7,7'sini karşılaması planlanıyor. Ancak DW Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre enerjide giderek Rusya’ya bağımlı hale gelen Türkiye’nin Akkuyu projesinden beklediği verimi sağlamasının kolay olmadığı ifade ediliyor. Zira Rusya’dan nükleer teknoloji transferi konusu da, santralin ne zaman hayata geçeceği de belirsizliğini koruyor.

Bilindiği üzere Akkuyu Nükleer Santrali için hükümetlerarası sözleşme 2010 yılında imzalanmıştı. Santralin ilk ünitesinin 2023’te devreye alınması planlanıyor. Diğer ünitelerin ise birer yıl arayla devreye alınmasının gündemde olduğu biliniyor. Böylelikle her biri bin 200 MW kapasiteli 4 reaktörden oluşan santralin 2026 yılında tam kapasite üretime geçmesi hedefleniyor. Ancak, yaşanan gelişmeler, santralin devreye girme tarihinin uzayabileceği yorumlarına neden oluyor.

 

ENERJİ BAĞIMLILIĞI MI?

Projeyle ilgili eleştirilen konuların başında enerjide Rusya’ya olan bağımlılığın Akkuyu ile birlikte daha da artacağı geliyor. Rusya halihazırda Türkiye’nin doğalgazda en büyük, petrolde ise üçüncü büyük tedarikçi konumunda. Uzmanlar tarafından Türkiye'nin hem enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye hem de enerji ithal ettiği ülke sayısını artırmaya ihtiyacı olduğu bildiriliyor.

Akkuyu Nükleer Santral projesinin özellikle Rusya ile ileride doğabilecek sorunların bir parçası olabileceği tespitinde bulunan 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Bilimsel Danışmanı Dr. Tuğçe Varol, Akkuyu santralinin 2023 yılına yetiştirilebilmesi de uzak bir ihtimal olarak görüyor.

Hükümet 2023 yılından itibaren doğalgazın elektrik üretimindeki oranının yüzde 30'un altına indirilmesini planlıyor. Hazırlanan senaryolara göre tek başına Akkuyu santralinin Türkiye'nin 2026 yılında elektrik üretiminin en fazla yüzde 7,7’sini karşılayabileceğine işaret eden Dr. Tuğçe Varol, şu görüşleri dile getirdi: “Kişisel olarak güvenlikli ve son teknolojiye haiz bir nükleer enerjiye karşı değilim. Ancak böylesi bir projenin demokrasisi gelişmiş ya da en azından gelişmekte olan, toplumda sorgulamanın özgürce yapılabildiği bir ortamda yapılması taraftarıyım. Aksi takdirde hiçbir medya organının sorgulayamayacağı veya ihalelerin şeffaf yapılmadığı nükleer enerji santrali projelerinin götürüsü getirisinden çok fazla olabilir.”

 

BELİRSİZLİKLER SÜRÜYOR

Diğer taraftan proje ile ilgili belirsizlikler de sürüyor. Rusya devlet nükleer enerji kurumu Rosatom Haziran 2017’de sürpriz bir kararla yüzde 49 hissesini Cengiz Holding, Kalyon İnşaat ve Kolin İnşaat konsorsiyumuna satacağını açıklamıştı. Ancak Şubat 2018’de Kolin ve Kalyon İnşaat’ın projeden çekildiği duyuruldu. Türk şirketlerinin çekilme nedenleri olarak proje için gereken finansmanın büyüklüğü ve projenin asıl karlı tarafı olan inşaat kısmından yeterince pay alınamaması gündeme gelmişti. Rosatom projede yüklenici olarak kalan Cengiz Holding’in yanı sıra, projeye yeni Türk ortak olarak kamuya ait Elektrik Üretim AŞ'yi (EÜAŞ) dahil etmek için görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.

Geçtiğimiz günlerde ise küresel nükleer enerji piyasasında lider olan Rosatom’un Başkanı Aleksey Lihaçev, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin (NGS) yüzde 49'luk hisse satışının yüksek ihtimalle 2019'da gerçekleşmesini beklediklerini açıkladı. Satışın 2018’de gerçekleşme ihtimalini ise ‘düşük’ bulduğunu dile getiren Lihaçev, söz konusu hisselerin satışıyla sadece Türkiye'den yatırımcıların ilgilenmediğini, farklı ülkelerden yatırımcıların da satışı takip ettiğini kaydetti.

Ancak Reuters'te yer alan bir habere göre Cumhuriyet'in 100. kuruluş yıldönümünde 2023’te faaliyete geçmesi planlanan Akkuyu’nun Rosatom’un yerel ortak bulma sıkıntısı nedeniyle yetişmeme ihtimali bulunuyor. Rosatom bu iddiaları reddetti. Diğer taraftan Rosatom halen Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan inşaat lisansını almış değil. En son Ekim ayında inşaat lisansının ilk aşaması olan "sınırlı çalışma izni" verilmişti.

DW Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre, projenin geleceğinde Rusya-Türkiye ilişkilerinin seyri belirleyici olacak. Akkuyu ile ilgili en önemli tartışma konularından biri Rusya’nın elindeki nükleer teknolojiyi Türkiye ile paylaşıp paylaşmayacağı. Bir ülkenin teknoloji transferi yapmayacak ise nükleer reaktör kurmaya kalkışmaması gerektiğini vurgulayan ve uzun yıllar İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü’nde görev yapmış olan Prof. Dr. Şarman Gençay’a göre Rusya ile yapılan anlaşma teknoloji transferini garanti etmiyor. Gençay: "Bu durumda projenin geleceği, bu konuda bütün yetkiye sahip Rus dostlarımıza kalmaktadır. Bir aksilik olmamasını dileyelim. Zira, nükleer santral konularında işlerin yarıda kalmasından daima sipariş veren ülke zarar görür” dedi.

 

Dr. Tuğçe Varol da Rusların elinin güçlü olduğu görüşünde. Rusya’nın bölgede enerji yatırımlarını kontrol etme isteğine ve Rusya’nın Ukrayna’dan sonra güney enerji geçiş ağlarını ve depolarını Türkiye’ye kurmak istediğine dikkat çeken Dr. Varol, “Rusya aynı Ukrayna’da olduğu gibi yatırımlarını monopol olarak kendi kontrol etmek istiyor. Rusya’ya verilen enerji projeleri sözlerinin tutulmaması durumunda, maalesef Rusya’nın Türkiye’yi cezalandırma yoluna gidebileceğini de düşünüyorum. Örneğin Türkiye’nin S-400leri almaktan vazgeçmesi durumunda, Akkuyu projesinin daha da erteleneceğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

QHA