QHA - ÖZEL -

Bugün basına yansıyan Suriyeli Muhaliflerin Halep yenilgisi, Türkiye'nin bölgedeki varlığı ve bizzat iç güvenliği için önemli bir dönüm noktası özelliği gösteriyor. 

Daha önce QHA sayfalarında Türkiye'nin güney satrancı: Musul'a operasyon olası mı? başlıklı analizde, Fırat Kalkanı operasyonunun Türkiye'nin elini güçlendireceğini söylemiştik. Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri, PKK ve uzantısı PYD'nin, "DEAŞ"a karşı savaşır görüntüsü vermek suretiyle kendini git gide meşrulaştırmasıdır. Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanınsa da, PKK'nın Avrupa'da güçlü yeraltı faaliyetleri, finans kaynakları ve propaganda alanı var. Türkiye'de HDP'nin siyasi zeminde PKK'yı meşrulaştıran söylemleriyle de birleşince, özellikle son 5 yılda PKK'nın ciddi bir meşruiyet kazandığını söyleyebiliriz. Suriye'deki krizi de fırsat bilen PKK, imaj ve propaganda çalışmalarına devam ederek hem bölgede, hem uluslararası alanda ciddi kazanımlar elde etti.

Öte yandan Türk yetkililerin Şangay İşbirliği Örgütü gibi çıkışları ve AB'nin bu süreci hızlandıran kararları gibi gelişmeler, Türkiye'nin bir eksen kaymasına uğradığı iddialarını güçlendiriyor. Fakat, Türkiye'nin durumu oldukça ilginç: Rus blokuyla Kırım'da çelişen Türkiye, bunu en yetkili ağızdan, üstelik NATO toplantısında dile getirmişti. Aynı zamanda Türkiye, Batı ve NATO blokunun, çoğu ülke tarafından terörist olarak tanınmasına rağmen PKK'ya destek veriyor olmasından ve PYD'yi PKK'dan ayrı bir varlık olarak kabul etmesinden haklı olarak rahatsız. İki blokla da tam anlamıyla uyum içinde değil ve bunun yanında hızlı ve büyük bir devalüasyona uğrayarak dolar karşısında değer kaybeden Türk lirası ve kötü ekonomik gidiş, Türkiye'nin Batı'yla ilişkisinde Demokles'in kılıcı vazifesi üstleniyor. Daha önce Rusya'yla gerilen ilişkilerin düzelmesinde 15 Temmuz darbe kalkışmasının ardında Batı desteği olduğu fikri kadar, turizm ve ihracat sektörünün aldığı büyük darbe ve ekonomik etkiler de vardı. 

Bütün bunlara ek olarak, bugün Erdoğan'ın Parlementolar Arası Kudüs Platformu toplantısında yaptığı konuşmada geçen "Biz oraya zalim Esed rejimine son vermek için girdik" çıkışı, Türkiye'nin aleyhinde mutlaka kullanılacak, hareket alanını daha da kısıtlayacak ve imajımıza zarar verme açısından manipüle edilecektir. 

Türkiye'nin güneyinde hareketini kısıtlayan unsurlardan en büyüğü, Rusya. Türk askerini şehit eden Suriye jetlerinin de Rus desteğiyle operasyon yaptıkları ve saldırı tarihi olarak Rus jetinin düşürülmesinin yıldönümünü seçtikleri de malum. Bir diğer "Batı dışı" aktör, İran da, Türkiye ile çelişen bir ajandaya göre hareket ediyor. Bu çelişki özellikle Irak'ta kendisini gösteriyor. Bölgedeki Türkmen varlığı, Uluslararası Af Örgütü'nün bile kabul ettiği ve Kürtler tarafından Türkmenlere uygulanan etnik temizlik nedeniyle iyiden iyiye tehlike altında. Türkmenler arasında bir mezhep asabiyetinin belirmesi, Türkiye'nin en istemediği senaryo olmalıyken, bunun önüne pek geçilmiyor. 

Fakat Türkiye'nin gelecek stratejisini belirleyebilecek işaretlerden biri, bugün Suriye'den geldi. Rejim güçlerinin büyük bir bölümünü ele geçirdiği Halep'te, PYD ve Esad bayrağı yan yana dalgalandı. Türkiye'nin PYD'yi Rus-Esad blokuna itecek hamleler yapması, hareket alanını genişletecektir. Bu süreçte Esad rejimini hedef alan açıklamalar değil, uluslararası kamuoyunun tepki göstermeyeceği haklı nedenleri öne süren çıkışlar, Türkiye'nin faydasına olacaktır. Böyle bir hamleden kazançlı çıkmanın yolu, Türkiye'nin NATO'ya önemini hatırlatıp, PYD ve Esad'ı aynı kareye sıkıştırmasından geçiyor. Bunun ve ekonominin düzelmesi içinse, Türkiye yanlış blöfler yapmamalı ve itibarını korumalıdır.

Türkiye bölgedeki gelişmelere kayıtsız kalamaz. Hele ki hem Irak'ta, hem Suriye'de fiili olarak aktör olunduktan ve belli bir seviyeye gelindikten sonra, geri dönüşü yoktur. Türkiye enerji açısından bağımlılığının gitgide arttığı Rusya'nın, bir de hem kuzeyinde (Kırım), hem güneyinde (Suriye) etkin ve açıkça irredantist bir varlık elde etmesinden memnun olamaz. Batı blokuyla ilişkilerini düzelten ve söylemsel manevraları gözeten bir Türkiye hem ekonomik olarak kârlı çıkacak, hem Rusya'yı dizginleyecek, hem de PKK'nın meşrulaşma sürecinin önünü alacaktır.

M. Bahadırhan Dinçaslan

QHA