QHA - ÖZEL -

Rusya'nın uçak krizinden sonra ilişkilerin normalleşme evresinde Türk sebzelerinin ithali için yaptırımları kaldırmadığına dair seslerin yükselmesinin ardından, ilginç bir haber kendisine yer buldu. Rusya'nın Türkiye'de bir tarım şirketi kurarak, toprağı işleyip elde ettiği ürünü Rusya'ya doğrudan bir Rus firma aracılığıyla götürmek istediği haberi, halihazırda yaptırımlardan şikayetçi olan Türk yaş meyve ve sebze ihracatçılarını hayli kızdıracağa benziyor. Ekonomik yönünün yanında bu hamle, Rusya'nın tarımla ilgili zayıflığını da gözler önüne seriyor.

II. Dünya Savaşı'nda "Lebensraum" ismiyle ortaya konulan Nazi konsepti, Alman yayılmacılığının temel bahanelerinden biri olmuştu. I. Dünya Savaşı'nda denizden bloke edildiği için büyük gıda sıkıntısı hatta açlık tehlikesi geçiren Almanya, aşırı artan nüfusunun verimli doğu bölgelerinde bir tür "koloniler" oluşturarak kendisini besleyebileceğini düşünüyordu. Alman yayılmacılığı, bu topraklarda yaşayan insanları "aşağı ırk" ilan ederek, artan nüfus ve yetersiz tarımsal üretim sorununu çözme bahanesiyle, insanlığın en büyük trajedilerine sahne olacak bir savaşı başlatmıştı. 

Günümüzde başta gelişmiş Batı ülkeleri olmak üzere diğer ülkelerin enerji alanında Rusya'ya bağımlılığını kullanarak bir neo-sovyetik yayılmacı politika izleyen Rusya'nın durumu da çok farklı değil. Enerji alanındaki Rus hegemonyası, sanıldığının aksine sadece Rusya'dan enerji ihracına dayanmıyor: Rusya, deniz ve ticaret yollarından uzak Orta Asya ülkelerinin en büyük satın alıcısı konumunda. Hem Rus gazı ve petrolü, hem de bu ülkelerin doğal kaynakları, Rusya üzerinden dünya pazarlarına ulaşıyor. Bu hayli stratejik alandaki görece Rus ağırlığı, Batı'nın ve uluslararası kamuoyunun Gürcistan'ın ve Ukrayna'nın işgali, Kırım'ın önce işgali ve sözde ilhakı gibi konularda elini zayıflatıyor. Uygulanan yaptırımlar Rus ekonomisi üzerinde ciddi yük yaratsa da, yaptırımların caydırıcılığını azaltan enerji bağımlılığı, Rusya'nın lehine işleyen bir faktör. 

Ancak Rusya en stratejik sektörlerden birinde, tarım alanında ciddi sorunlarla karşı karşıya. Çok geniş bir kara devleti olmasına karşın, topraklarının büyük bölümü tarıma elverişsiz ve güneşsiz, soğuk iklim koşulları nedeniyle seracılığın maliyeti oldukça yüksek. Bu alanda Türkiye Rusya ile ciddi bir ekonomik ilişki içerisindeydi. Güneşli Türkiye toprakları hem geleneksel üretimde, hem seracılıktaki büyük avantajı ve düşük maliyeti nedeniyle, Rus pazarına oldukça ciddi miktarda yaş meyve sebze ihraç ediyordu. Bu bakımdan, Rusya'nın Kırım işgali, arkasındaki jeo-politik ve askeri-stratejik sebeplerin yanında, bu ekonomik ve hayatı motivasyonu da taşıyor: Güneşli Kırım coğrafyası. 

Konuyu daha iyi anlamak için, Rusya'nın yapısal tarım sorununun tarihine dair bilgi sahibi olmak elzem. Holodomor gibi insanlık tarihinin en vahşet dolu sahnelerine neden olmuş Rus tarım politikası, komünist dönemde dayattığı reformlarla başlarda hayli rekolte ve performans düşüklüğüne neden olmuştu. Kolektif çiftlik ya da kolhoz denilen yapılarla toprak örgütlenmesini yeniden tanzim eden Rusya, büyük sorunlar yaşasa ve milyonlarca insanın ölmesine, iyi beslenememesine neden olsa da bir süre sonra sistemi oturtmuş ve görece stabil bir seyir izlemişti. Komünizmin çöküşünden sonra, Rusya'nın eski ve verimsiz sistemi, devlet zorlayıcılığının da kaybolması nedeniyle çökmüştü. Bu dönemden sonra, Rusya'nın sera üretimine ayrılan alanının hızlı bir şekilde düştüğünü görüyoruz.

Fakat Rusya, özellikle yaptırımlar sonrasında belli adımlar atarak tarım konusundaki zayıflığını kapatmaya çalışıyor. Rusya'nın Kırım'ın işgali sonrasında uygulanan yaptırımlara karşılık olarak çeşitli ülkelerden gıda ithalini yasaklaması, yalnızca bir intikam arzusunun yansıması değil, aynı zamanda iç piyasasını tarımsal açıdan kendine yeter bir ülke olmaya teşvik eden bir araç. Toprak teşviki ve diğer desteklerle üreticisini sevk eden Rusya, dünyanın en soğuk şehri Yakutsk'ta olduğu gibi seracılık projeleriyle de bu alandaki eksiğini kapatmaya çalışıyor. Yalnızca 2013 yılında %6.7 büyüyen Rus seracılık sektörü, bu en büyük stratejik açığı kapatmaya kararlı gibi.

Fakat yine de, Rus seracılık sektörünün alması gereken uzun bir mesafe var. Üstelik Yakutsk örneği ilginç bir başarı öyküsü olarak lanse edilse de, üretimin sağlanabilmesi için yapılan masraflar, ürünün de ithal üründen çoğu zaman pahalı olmasına neden oluyor. Rusya'da üretilen sebzelerin %70 kadarı ailelerin kendileri için yetiştirdiği, perakende sektörüne girerek büyük şehirleri beslemeyen ürünler. Bu ürünler için Rusya hala ithal operasyonlarına muhtaç. Üstelik Türkiye'nin Rusya'ya karşılık olarak buğday ve ayçiçeği ithalini durdurması, Rus ekonomisinde bir etki yaratıyor. Bu alanda Türkiye'nin alternatif pazarıysa Ukrayna: Önemli bir buğday ve ayçiçeği ihracatçısı olan Ukrayna ile bir ekonomik ortaklık, hem Türkiye'nin elini rahatlatacak, hem Rusya'nın tarımsal pozisyonunu güçlendirmesini engelleyecek önemli bir adım.

Bütün bunlar göz önüne alınınca, Rusya'nın yaptırımların kalkması halinde Kırım'da yapacağı ilk hamlelerden birinin seracılık yatırımı olacağını söylemek gayet mümkün. Bu sayede Rusya, Türkiye gibi pazarlardan ithal etmek zorunda kaldığı birçok ürünü güneşli ve elverişli Kırım topraklarında kendisi yetiştirmeye başlayabilir. Başlarda etkisi düşük olacaksa da, ivmelenmiş seracılık sektörünün yarımadada sağlam bir zemin elde etmesiyle, Kırım'ın besleyeceği bölgenin aynı zamanda Türkiye'nin yakınlıktan dolayı düşük navlun masrafı nedeniyle avantajlı bulunduğu bölge olması göz önüne alındığında, Türkiye'nin hayli zararına olacaktır. Öte yandan, Ukrayna ekonomisine karşılıklı çıkarlar dahilinde destek olan ve Rusya'ya bağımlılığını azaltan bir Türkiye, Kırım'ı kurtaracağı gibi, orta-uzun vadede Rusya için "ihtiyaç duyulmayan" bir ülke olmaktan da kurtulacaktır. 

Halihazırda enerji projeleri ve anlaşmaları, Türkiye'nin Rusya'ya enerji bağımlılığını bağımsızlığına gölge düşürecek seviyelere getiriyor. Tarım alanında da aynı hataların yapılması Türkiye'nin soydaşları açısından yok oluşun habercisi olacağı gibi, Türkiye ekonomisini de büsbütün kırılgan ve Rus güdümünde bir müstemleke görünümüne sokacak demek gayet mümkün. Ve üç yönünden Rus kukla rejimleriyle, askeri üsleriyle çevrilmiş bir Türkiye, "sıcak denizlere inme politikası"nın sabık imparatorluğuna verdiği zarardan daha büyüğünü, "güneşli topraklar elde etme" politikası nedeniyle görebilir.

M. Bahadırhan Dinçaslan
QHA Türkçe Sayfa Yayın Yönetmeni

QHA