ANKARA (QHA) -

Birinci şart Rusça bilmektir. Rusya ile konuşabilmek için Rusça bilmiyor iseniz konuşamazsınız, karşınızdaki sizi anlamaz. Çünkü öylesine bir devlet yapısı ile karşılıklı muhatap olmaya çalışmakta olursunuz ki başka bir dil bilmez. Rus dili yanında başka bir dilin yaşamasına asla tahammülü yoktur. Bu devletin adı her ne kadar Federasyon olsa da hiçbir zaman hayata yansımayan Anayasa ve kanunlarında Federasyon vatandaşı diğer halklara anadilde eğitim, konuşma, kendini ifade etme, resmi kurumlar önünde anadilde müracaat ve savunma hakkı yazılı olsa da Rusça bilmiyor, konuşmuyor ve yazmıyorsanız Rusya ile konuşamazsınız.

 Dahası Rusça düşünemiyor iseniz Rusya Federasyonu diye adlandırılan ülkede yaşamaya hakkınız da aslında pek yoktur.

Geçtiğimiz aylarda bütün idare organları, Cumhurbaşkanı, Parlamentosu, yargı organları, meşhur müftülüğü ve sair temsil makamları ile Moskova’ya hizmet yarışında olan ve kağıt üstünde anadilde eğitimin anayasal hak olduğu Tataristan Rusya Federatif Cumhuriyeti’nde anadil Tatarca eğitimin yasaklanması bu tespitin bir delili olarak bizim için acı bir şekilde yaşandı. Kafkas ülkeleri, Başkurdistan, Altay, Tuva ve sair sözde Federatif devletlerde durumun vehametini varın siz hayal edin. Hayal ederken şunu unutmayın ki bu Tataristan diğerlerinden farklı olarak Rusya dışında temsilcilik açma, uluslararası antlaşma ve sözleşme imzalama gibi istisnai bir hakka bile sahip. Diğerlerinde böyle bir hak yok.

Esasen Rusya Federasyonu adı federasyon olmakla birlikte gerçekte Rus İmparatorluğu, bu şovenist yönü ile dünya üzerindeki en ırkçı devlet olarak Nazi Almanyası ve Mussolini İtalyası’nın dahi arzu edip de ulaşamadığı politikalarını uygulamaya an kaybetmeksizin devam ediyor. Korkunç İvan döneminden bu güne uygulanan asimilasyon ve Ruslaştırma politikaları, Moskova’ya kul olmuş yerel idareciler elinden çok daha yıkıcı bir şekilde devam ediyor.

Anlaşılan o ki Moskova Ruslarının milyonlarca kilometrekarelik toprak üzerinde Rus olmayana tahammülü kesinlikle yok ve önümüzdeki birkaç on yıl içinde önce diğer halkların anadillerini yok edecekler ve akabinde Moskova Patriği Kyrill’in eteğinden ayrılmayan Müftüler eli ile sıra dini farklılıkları da yok etmeye gelecek.

Ama bu yazıda asıl mevzumuz bu değil…

Kırım’ın işgalinden bu yana Kırım Tatarlarına karşı açılan Kırım Tatar Millî Meclisi’nin kapatılması, 26 Şubat, Ahtem Çiygöz, İlmi Umerov davaları gibi uydurma davalarla ilgili olarak daha önceki yazılarımızda bu davaların Kırım Tatarlarının işgali tanıması anlamına gelmemesi için dikkat edilmesi gerektiğini birkaç kez ifade etmiştik.

İşgalci ve bu sıfatları nedeni ile evrensel hukuk ve uluslararası hukuk karşısında “yok” hükmünde olan sözde mahkemelerde açılan bu davalara katılmak ya da savunma vermek bir anlamda işgalcilerin yargı yetkisini tanımak olarak değerlendirilebilirdi. Ki, bunu Rus propaganda mekanizması bir şekilde karşımıza çıkaracaktır.

Ancak, Sovyetler dönemindeki millî hareket gelenekleri doğrultusunda yine de bu davalara iştirak edildi, söylenecekler söylendi, gündem oluşturuldu ve davalar da bizi hiç şaşırtmayacak kararlarla nihayetlendi. Halen devam eden bu “yok” hükmündeki sözde ve uyduruk davalarda da netice elbette yargılananlar aleyhine olacak.

Son günlerde Hansaray’da yapılmakta olan ne idüğü belirsiz, hiçbir bilimsel tekniğin kullanılmadığı rahatlıkla söylenebilen ve tarihin imhası olarak nitelendirdiğimiz sözde restorasyon çalışmaları ile ilgili olarak da ne yazık ki Rusya ile konuşma çabası içinde olanlar ortaya çıkmaya başladı.

Bir kere baştan ifade etmek gerekir ki Hansaray’da geri dönülemez noktanın aşıldığı bize gelen fotoğraflar ve bilgiler ışığında gayet açık. Yani, bu restorasyon adı altında yapılan çalışmalar sonrasında Hansaray adı altında bir bina ortaya çıkacak. Ancak bu Hansaray olmayacak.

Çalışmalar neticesinde ortaya çıkacak karakterini, tarihi ruhunu kaybetmiş bir binanın da Hansaray olarak UNESCO tarih mirası listesine girmesi neredeyse imkansız. Ki, milletler hapishanesi Rusya’nın amacı da aslında bu. Yani, bütün kültürel ve tarihi karakteristik özelliklerini yok ederek Kırım’daki Kırım Tatar tarihi mirasının tescillenmesini önleyerek Hansaray’ı uluslararası korumadan mahrum etmek. Elbette bu, “Kırım’ın tarihi Rus toprağı” olduğu iddialarını ve bu iddia sahibi sözde bilim insanlarını da güçlendirecek ve mutlu edecek bir gelişme olacak.

İşte bu hususta, siz ne kadar Rusya ile konuşmaya çalışsanız da alacağınız cevap bugünden bellidir. Soracağınız her soruya Hansaray’da ya da geniş anlamda Kırım’da yapılan barbarlıkların kendilerince ne denli haklı olduğu yönünde cevaplar alacaksınız. Rusya ile konuşmak duvarla konuşmak gibidir…

Üstelik, bu konularda Rusya’yı muhatap almak, sorularınızın cevabını Moskova’dan istemek işgalcileri hukukî merci olarak kabul anlamına gelme tehlikesini de taşır. Bir müddet sonra Rus propaganda makinasının dişlileri arasında kalırsınız ve sesiniz duyulmaz.

Kimilerinin Rusya’yı muhatap alarak kampanya başlattığı, kimilerinin daha şeffaf olması için ricacı olduğu, kimilerinin bu işi Türkiye rica etsin de bu işi Rusya’dan devralsın gibi ilginç teklifler ileri sürdüğü Hansaray mevzuunda gerçekte Rusya ile konuşmaya çalışmak tarihten ders almamaktan öte anlam taşımaz.

Kırım’da işlenen bütün insanlık suçlarında olduğu gibi millî kültür ve tarihi mirasımıza karşı işlenen suçlarda da yargı mercii önce insanlık vicdanı ve daha sonra da uluslararası mahkemeler olacaktır. Bize düşen bu davalar öncesi insanlık suçlusu Rusya’ya karşı hukuki ve bilimsel delillerimizi toplamak ve dünya kamuoyunda farkındalık oluşturmaktır.

QHA

Yasal Uyarı