LONDRA (QHA) -

Doğu Avrupa ve Balkanlar üzerine analizler kaleme alan gazeteci yazar Marcus Tanner'ın BIRN'de (The Balkan Investigative Reporting Network) çıkan makalesi "Rusya Balkanlardan Uzaklaşmadı" (Russia Never Went Away from the Balkans), Kremlin'in Balkan politikasına dikkat çekiyor.

 

 

Bilindiği gibi Balkan ülkelerine yönelik olarak kendisini geçmişten bugüne Slavların hâmisi olarak lanse eden Moskova yönetiminin, gerek nüfuz genişletme gerekse Avrupa'ya karşı oyalama amaçlı ikinci bir cephe açma amacıyla Balkan ülkelerinde çeşitli faaliyetlerde bulunuyor.

Tanner da makalesinde bu hususa ve birkaç kez QHA'da Rusya'nın Balkan hamlelerinden bahseden haberlerde bahsedilen "hibrid savaş" adımlarına değiniyor. Aynı zamanda da batı ülkelerinin bu ilgiyi fırsata dönüştürebileceğini, karşı koyabileceklerini de vurguluyor.

 

 

Yazar ayrıca Büyük Petro'dan Çariçe Katerina'ya Rusya'nın Kırım üzerindeki planlarının, Balkanları kontrol etmeye yönelik emellerinde oynadığı role de değiniyor.

 

Makalenin tam metni şu şekilde:

 

 

"Batı şimdi Balkanlar'da nüfuz için Rusya ile rekabet etmek zorunda kalırsa, bu kötü bir gelişme olmayabilir.

Baltık ülkelerine yönelik olası bir Rus saldırısına dair ateşli tartışmanın ortasında, Rusya'nın Balkanlara oynamak için sessiz fakat istikrarlı dönüşü pek dikkat çekmedi. Herhangi bir Batılı lider, Rusya ve Rusya yanlısı cumhurbaşkanlarının Bulgaristan ve Moldova'da seçilmeleriyle ilgili paniğe kapılmışsa bile bunu henüz dile getirmiş değiller.

Kremlin, Bulgaristan ve Moldova'daki gelişmelerin yanı sıra, bölgedeki başka yerlerde de yoğunlaşıyor.

 

 

Rusya, milliyetçi Sırbistan ile olan bağlarını güçlendiriyor; Bosnalı Sırpları Bosna'da kısmi ya da tam bağımsızlık mücadelesinde cesaretlendiriyor; Kosovalı Sırpları Kosova'ya karşı aynı sonucu elde etmeleri ve baskıda bulunmaları için cesaretlendiriyor; Karadağ'daki muhalefet için verdiği destek ie zaten ülkenin kaynama noktasına geldiği biliniyor.

Rusya'nın Balkanlara geri dönmekte kararlı görünmesinin nedeni kendi içine kapanmaya alışkın olmamasıdır.

Yüzyıllar boyunca Rusya, küçük Karadağ'ı kanatları altına alan Büyük Petro'nun (1682-1725) saltanatından itibaren, Balkanlar'ı doğal nüfuz alanı olarak gördü.

1774'te Çariçe Katerina'nın Osmanlı İmparatorluğu'nu Küçük Kaynarca Antlaşması'nı imzalamaya zorlaması tarihin en önemli gelişmelerinden biridir. (Kırım'ın işgaliyle de neticelenenen) bu Antlaşma, Rusya'ya Balkanlar'daki Hıristiyan halkı "temsil etmek" konusunda belirsiz haklar vermiştir.

Bu belirgin gelişme, Rusya'nın Balkanlar'daki Ortodoks Hıristiyanların koruyucusu ve baba figürü rolünde bürünmesine yol açmış; bu rolü hem Rusya hem de Balkan Ortodoks halkları o günden beri ciddiye almıştır.

Örneğin Sofya'daki Alexander Nevski Katedrali, Bulgaristan'ı 1870'lerde Osmanlı'dan kurtaran Rus birliklerine saygı duyarak dikilmiştir ki bu anıt Bulgaristan ve Rusya arasındaki bağların göstergelerinden sadece bir tanesidir.

Bulgaristan'ın kurulmasının ardından Rusya, burada kontrol gücüne sahip oldu. Ülkenin ilk hakimi Battenberg Prensi Alexander (Rus çarı II. Aleksandr'ın yeğeni ve özerk Bulgaristan'ın ilk prensi) Rusya nezdinde kabul edilemez bağımsızlık emareleri gösterdiğinde, 1886'da devre dışı bırakıldı.

 

 

Daha sonra 1900'lü yılların ardından Belgrad'daki gerçekleşen ve Avusturya yanlısı hanedanı deviren devrim ile Rus çıkarları kuzeye doğru kayarak Sırbistan'a yöneldi ve Bulgaristan'a göre (Rus çıkarları nezdinde) daha evla oldukları görüldü. Bulgarlar bu gelişmeyi umulandan daha az uysallıkla karşıladılar.

Bu esnada Karadağ, Rusya'da emeklilik günlerini geçiren prensleriyle uzakta yaşayan kısmi bir uydu olarak kaldı.

Bilindiği gibi I. Dünya Savaşı'ndan sonra, Rusya'nın Sırbistan'a müdahalesi ile başlayan süreçte Rusya, 18. yüzyıldan beri ilk defa Balkanlardan uzak tutuldu, Sovyet devrimi Balkan monarşilerini dehşete düşürdü.

İkinci Dünya Savaşı, Rus bakış açısında göre Yunanistan ve daha sonra Yugoslavya dışında tüm bölgede itaatkâr Moskova yanlısı partileri ile (bir anlamda) yeniden Rus hakimiyetini tesis etti.

Uzun süren hâkimiyet hatıraları, SSCB'nin çöküşünü takiben Rusya'nın Balkanlardan bir kez daha uzaklaştırılması karşısında neden bu kadar mağdur hissettiğini açıklıyor.

Elbette, Kremlin'in bugünkü Balkanlar'da yeniden kurmayı düşündüğü imparatorluk ile 1944-55 arasında ve 1990-91 yılları arasında var olan durum arasında muazzam bir farklılık var.

Sovyet Rusya'nın gücü sonradan neredeyse bütün bölgeyi kuşatmış ve karşı konulamaz kaba kuvvete dayanmıştı.

Günümüzde Rus etkisi Balkanlar'ın belirli alanlarıyla (kısmen ekonomi ve daha ziyade enerjiye yönelik) sınırlı ve ağırlıklı olarak halk desteğine dayanıyor.

Yunanistan, Yunan komünistlerinin Stalin'in 1940'ların sonlarında onları terk etmesiyle Rusya nezdindeki  (gerçek) değerlerini fark etmeleri örneğinde görüleceği üzerre sahip olduğu Ortodoks kimliğine rağmen Rusya'ya büyük bir ilgi duymuyor.

Ortodoks Romanya'da Rus nüfuzunun temas edemediği bir diğer bölge. Komünist dönemde bile Romanyalılar köklü bir Latin kimliğine sahip olduklarından ötürü Rus nüfuzuna karşı kızgın ve gönülsüzlerdi.

Hırvatistan, Arnavutluk ve [hükümet tarafından kontrol edilen] Kosova ise Rusya'nın hakimiyet çıkarları beslemediği ve (Moskova için) gerçek bir etki yaratma umudunun da olmadığı bölgelerdir.

Rusya'nın Ortodoks-Hristiyan bir güç olarak eski-yeni kimliği Katolikler veya Müslümanlar için cazibe teşkil etmiyor.

Neticede, Rusya faaliyetinin potansiyel alanları bellidir: Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ, Bosna'nın Sırp kesimi ve muhtemelen Makedonya.

Özellikle bu ülkelerdeki Sırplar arasında, Rusya'dan düşman olarak bahsedilmesi anormal ve ulusal düşünce biçimine aykırı olarak kabul edilmektedir. (Rusya söz konusuysa) derinden hissedilen etnik ve dini dayanışma hissine kapılmaktadırlar.

Buna rağmen Rusya'nın bu ülkelere (tam anlamıyla) nüfuz edebilmesi ancak günümüze kadar söz konusu olabildi. Bulgaristan zaten Avrupa Birliği'nde ve Sırbistan da neticede kalplerde zafer kazanmak için başı çeken (AB) eğilimlerini denemek istiyor.

Rus balinasının yanında küçük balık Karadağ'da bile Rus yanlısı muhalefet, Karadağ'ı AB ve NATO ile uyumlu hale getirmekte kararlı olan dişli Batı yanlısı seçkinleri yerinden edemiyor gibi görünüyor.

Bosnalı Sırplar veya en azından liderleri tamamen kendilerini Kremlin'in kollarına atmış durumdalar ancak bu ittifakın kıymeti de tam olarak test edilebilmiş değil.

Tarihin çıkardığı önemli derslerden biridir; çok yönlü çıkarları olan büyük bir ülke olan Rusya, her zaman Balkanlardaki müşterilerini arzularında serbest bırakmamıştır. 1914'te Sırbistan'ı serbest bırakmıştır ancak daha önce 1908'deki Bosna ilhakı krizinde, Sırbistan'ın kendisinin savaşa gideceği beklentisiyle Avusturya'ya karşı harekete geçtiği için bunu yapmıştır.

Bosna Sırpları, Boşnakları ve Batılı müttefiklerini savaşa itmeleri halinde Rusya'nın onlara destek verip vermeyeceğini henüz öğrenebilmiş değillerdir.

Batıyla Rusya karşı karşıya gelince, Rusya bölgedeki nüfuzunun sınırlı olduğunu öğrenmek zorunda kalacaktır. Bu sadece on yıl önce olmuş bir şey değildir.

Bunun için azap yüklü tahminlerde bulunmak kolaydır ancak iyi gelişmeler de olabilir. 

Balkanlarda Batılı güçler hayli uzun zamandır, alternatiflerinin olmadığı gerçeğine dayandı. Bunun iyi bir yanı olabilirdi, ancak kendine güven, ihmal, tembel düşünme ve diktelere güvenmeyi teşvik etmiştir.

Batı, Balkanlar'da nüfuz sahibi olmak yerine rekabet etmek durumunda kalırsa, hareketini keskinleştirmek, insanları elde etmek ve kendisine bağlamak zorunda kalacaktır.

Balkanlar'da aşırı rekabet, elbette bölge için felaket olabilir. Ancak büyük olasılıkla şimdiye kadarki durumdan daha fazla zararlı olamaz."

Marcus Tanner

QHA