ANKARA (QHA) -

Mimar Sinan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Abdulvahap Kara, 13 Ekim tarihinde kaleme aldığı yazısında esir Türklerin ortak meselesine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Kazakistan başta olmak üzere bütün Türk Dünyasının tarihi, dili, kültürü üzerinde yaptığı araştırmaları ile tüm Türk Dünyasında tanınan tarihçi, Türkolog yazar Prof. Dr. Abdulvahap Kara, esir Türklerin ortak meselesine dair dikkat çekici bir yazı kaleme aldı.

Kara yazısında Moskova tarafından Türk dilinin nasıl parçalandığını ve bunun için Rus baskı mekanizmasının duraksamadan çalıştığını anlattı.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara'nın kaleme aldığı yazısının tam metni (alıntılanan kısımdaki yazım şekli yazara aittir) şu şekilde:

Yukarıya yazdığımız sorguya (Moskova ortak edebi Türkçe'den niçin korkuyor?) bugüne kadar kimse cevap vermemiştir. Yalnız cevap değil, zannedersek, daha kimse bu sorguyu vaz’etmiş bile değildir. Halbuki bu mes’ele 40.000.000’luk esir Türklerin ortak dertlerinin ana mes'elesidir.

Esir Türklerin Avrupa’da çıkardıkları matbuatta yalnız bir cihet zaman-zaman tesbit ve tenvir edilmiştir ki, o Moskova tarafından Türk dilinin parçalandığı, doğrandığı, ortak edebî Türkçenin ortadan kalkması için Moskova’nın geceli gündüzlü çalıştığıdır. Bu parçalama işine Moskova var gücüyle devam ediyor. Halâ, ortak edebî Türkçe ile yazmağa cesaret edenler “panturanist” töhmetiyle çok ağır cezalara uğruyorlar. Bu cezalardan Ortodoks komünistler bile yakalarını kurtaramıyorlar.

Geçenlerde S. T. ve K. F. adında iki talebeye rastlamıştım. Bunların ikisi de komünist fırkasına mensup olup, Bakû Üniversitesinde okumakta iken “Panturanizm kaçakçılığı” yapmış oldukları için hem komünist fırkasından, hem de üniversiteden kovulmuşlardır.

Moskova’nın ortak edebî Türkçe hakkındaki siyasetine çok karakteristik bir misal olduğu için vak’ayi naklediyoruz. S. T. ders esnasında “Türkçe kelimeleri Azerî şivesinde değil, İstanbul şivesinde teleffuz etmiştir. Bunun “sebebi” araştırılınca büyük babasının bolşeviklikten evvel bir yelkenli gemi yeyesi olduğu anlaşılmıştır?!

Üniversitenin komünist teşkilatında bu “hıyanet” müzakere edildiği zaman, içtimaî kaynak itibariyla yoksul bir sınıfa mensup olduğuna şüphe olmayan K. F. onu müdafaa ederek demiştir ki:

— “S.T.”nin büyük babası yalnız Bakû ile yakın köyler arasında çalışan ufak yelken gemisini alın teriyle, on yıllarla çalışarak almıştır. Sonra da, büyük babanın ölümünden sonra S. T.”nin babası buharlı gemilerle rekabet edemeyerek iflas etmiş ve hayatını büyük vapurlarda muzdurlukla geçirmiştir. Bu suretle S. T. yoksul bir ailede, ihtiyaç içerisinde doğarak büyümüştür.

Dil mes’elesine gelince, S. T. tamamıyla haklıdır. Cihan inkılabı bakımından Türk dilinin Şarkta oynayacağı rol mühimdir. Şarkî Avrupa’da ve Slav dünyasında Rus dilinin ehemmiyeti ne ise, Yakın, Orta, ve hatta Uzak Asya’da Türk dilinin de ehemmiyeti odur. Sosyalizmi Şarkta yaymak için müşterek edebî Türkçeye ihtiyaç vardır. Türk dilini parçalayarak kabile çerçevelerine sokmakla sosyalizm Şarkta intişar edemez. Unutmamalı ki Rus dili, ne olursa olsun, çarlığın Şarka hükmettiği bir dildir. Bununla sosyalizmi Şarkta yayamazsınız.

K. F.-ye denilmiştir ki:

— “Müşterek edebî Türkçeden “Osmanlı dili” kast olunuyor ki, o dil de sultanların, halifelerin, paşaların dili olup panturanizm, emperyalizm ve faşizmi terennüm eder. Bu dil vasıtasıyla biz değil, onlar bize tesir eder. Bunu her komünist bilmeli, müşterek edebî Türkçe ile var gücüyle savaşmalıdır.”

K. F. ise kendi fikrinde ısrar etmiş, bilakis biz onlara tesir ederiz, demiştir.

Ve misal olarak koca burjuva ve kapitalist edebiyatına malik olan Rus, Ermeni, Gürcü dillerini göstermiş, bu dillerde burjuva ideolojisini terennüm eden koca edebiyat var diye, hiç de bunları mevcut olan yerli dialektlere parçalamıyorsunuz, demiştir. Fakat, ekseriyeti Rus, Yahudi ve Ermeniden mürekkep olan “komyaçeyka” (Komünist Teşkilatı) K. F. beyin de milliyetçilere satılmış olduğuna hükmederek S. T. ile birlikte onun da ihracına karar vermiştir. Gerçekten de inanmış Marksist olan bu çocuklarla bir tesadüf beni yüz-yüze getirdi. Konuşma esnasında, onların diliyle konuşmağa çalışarak dedim ki:

— Görünüyor ki, Moskova doğrudan da cihan inkılabı fikrinden vaz geçmiştir. Anlaşılan garp kapitalistlerde sevişmesi geçici değildir. Onun için Şarkın kurtuluşunda büyük rol oynayacağına şüphe olmayan bu büyük amili ihmal ediyor.

Çok okumuş ve çok tetkik etmiş olan K. F. gülerek dedi ki:

— Hayır, o değildir. Daha doğrusu yalnız o değildir. Burada başlıca rol oynayan, hâkim Rus milliyetçiliğidir. Bir defa düşününüz ki, S.S.S.R (SSCB) denilen memleketin onda sekizi Türklerle meskûndur. Azerbaycan, Şimalî Kafkasya, Türkistan Cumhuriyetleri (Türkmen, Özbek, Kara-Kalpak, Kırgız, Kazak), Edil- Ural (Kazan, Başkurt, Edil boyu), Kırım, Kalmuk, Yakutistan, Buryat-Moğol ve ilh . . . bugün resmen kendi “dillerinde” okur ve yazarlar. Bu ülkelerde yaşayan gayri Türkler de resmen bu dilleri bilmelidirler. Şimdi, eğer bütün bu ülkelerde müşterek Türk dili hâkim olursa, Rusçanın hesabına 40—45 milyonluk bir Rus kitlesi kalmış olur. Çünkü 160 milyonluk S.S.S.R.-de 65—70 milyon teşkil eden Rusların 25—30 milyondan fazlası Türkistan’da, Kafkasya’da, Ukrayna, Kırım, Edil-Ural ve Sibirya’da ekalliyet halinde yaşamaktadırlar ve bu Ruslar resmen Rusya’nın değil, Rusya gibi doğrudan doğruya S.S.S.R.’e giren “Millî Cumhuriyetlerin” tabiiyetinde bulunuyorlar. Böyle bir vaz’iyette Rusya 65—70 milyon değil, 40—45 milyondur. Bu kuvvete karşı ekalliyetlerle beraber 40—45 milyonluk Türk dünyası ve 35—40 milyonluk Ukrayna vardır. Bu suretle S.S.S.R. dahilinde Belorus, Gürcü, Ermeni, Fin vs. azlıkların dilleri bir yana bırakılacak olursa, Rus, Türk ve Ukrayna dilleri gibi üç dil yüz-yüze gelmiş olur ve şüphe yoktur ki, Rusçaya karşı olan cephe kuvvetli olacağından, Türk dili S.S.S.R.’in devlet, siyaset idare, ordu, terbiye, ilim, fen ve iktisat âleminde hâkim dillerden biri olacaktır. Umum Sovyetler dahilinde böyle bir vaz’iyete girecek olan Türkçe, Türk ırkının yayılmış olduğu sahada Rus dilini tamamıyla sıkıştırıp hâkimi mutlak olacak ve S.S.S.R. ile komşu olan Asya devletlerindeki esir Türklere yapacağı tesir ve oynayacağı medenî vasıtaçılık rolü itibarıyla, âlemşümul bir ehemmiyet alacaktır. İşte Moskova’yı korkutan da budur. O, “Panturanizm tehlikesinden” değil, Rusluğun mağlubiyetinden ve kendi milli hudutları içerisine çekilmeye mecbur olacağından korkuyor.

Şark kurtulacakmış, medeniyete ve hürriyete kavuşacakmış… Bütün bu mes’eleler Moskova’yı kafiyen alâkadar etmez. O, sosyalizmin zaferini bile Rus dilinde ve Rus hâkimiyeti altında tasavvur eder. Daha doğrusu, sosyalizm Moskova komünistleri için Büyük Petro’nun emellerini tahakkuk ettirmek, bütün Asya’ya hâkim olmak için bir vasıta telakki edilmektedir.

Tarihte her zaman böyle olmuştur. Muhammed Peygamber zamanında İslamiyet beşerî bir mahiyette idi. Emeviler devrinde ise araplaştırma ve arap emperyalizmi vasıtalarından biri oldu.

Hristiyanlık, Roma’nın vahşet ve istibdadına karşı, mazlumları ve esirleri himâye eden bir din olarak meydana çıkmış iken, bilahare kendisi istibdat ve esaret rejiminin hamisi oldu. Bugün bile Şark memleketlerini bürüyen Hristiyan misyonerleri kapitalist devletlerin propaganda, hatta casus teşkilatlarından başka bir şey değildir.

Ruslar da komünizmi öyle bir şekle sokmuş, onu Rus emperyalizminin emellerini tahakkuk ettirmek için istifade ediyorlar.

Rus dili Oktobr (Ekim) ihtilâlinin dili imiş, herkes o dilde okuyup yazmalı, binaenaleyh komünist olmak için ruslaşmalıdır.

Bütün diller, bütün milletler meydandan kalkmalı, bütün ırklar kaynaşarak “Sovyet milleti”, yâni Rus milleti olmalıdır. Zira yalnız bu suretle “sosyalizm saadetine” kavuşulabilinirmiş…

Musahibimi kemali dikkatle dinliyordum. Yeni nesle mensup bir Türk komünistinin hakkında esaslı bir fikir edinmek için hiç bir replik ilâve etmiyordum. Yalnız sonunda şunu sordum ki:

— Peki sonu ne olacak?..

O, pek meyus bir tavırla cevap vererek dedi ki:

— Bu gibi hallerde tarihte ne olmuşsa, gene o tarihî hadiseler olacaktır. Hıristiyanlık nasıl Avrupa milletlerini latinleştiremedi, bilakis yeni milletler doğurdu, İslamiyet nasıl Türkü ve Farsı araplaştıramadı ise, komünizm de çarlığın yapamadığı ruslaştırmayı tatbik edemiyecektir. Moskova’nın bu siyaseti neticesinde komünizm ölecek ve rusluğun taarruzu karşısında milletler uyanacaktır. Milliyet devri bütün şiddet ve azamatiyle hâkim ve muzaffer olacaktır.

Das-Demir, Bakû, 12 Eylül 1935

(Kurtuluş Dergisi, İlkteşrin 1935, Sayı 12, s. 351-353.)

Not: Kurtuluş Dergisi, Azerbaycanlı aydınların Berlin’de 1934-39 yılları arasında 49 sayı çıkardıkları bir dergidir.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara

QHA