QHA - ÖZEL -

Yıllar önce oldukça ilgi çeken bir Petlas reklamı, paranın mahiyetine dair merakımı uyandırmıştı. Reklamda, gerçek bir öykü anlatılıyordu: Çanakkale Harbi esnasında ordumuza tekerlek lazım olur, tekerlek temin etmekle görevli yedek subay Mehmed Muzaffer Bey, beş parasız sayıca pek az olan tekerlek tüccarlarından birinin yolunu tutar. Tüccar, peşin para istemektedir. Muzaffer Bey, sabaha kadar çini mürekkebi ile bir sahte banknot hazırlar ve bunu vererek tekerlekleri alır. Fakat, bir küçük muziplik yapmıştır: O zaman kağıt paralarda bulunan "Bedeli Dersaadet'te ödenecektir" ifadesi yerine, "Bedeli Çanakkale'de ödenecektir" yazar. Tüccar, Osmanlı Bankası'na gittiğinde bu sürprizle karşılaşır, paranın sahte olduğu ortaya çıkar. Ancak Şehzade Abdülhalim, karşılığını altın olarak ödeyerek bu sahte parayı tüccardan alır. Muzaffer Bey de, çok geçmeden Çanakkale'de şehit olacaktır.

Paraların üzerinde neden "Bedeli Dersaadet'te ödenecektir" yazar? O dönemde, değerini içerdiği metalin değeri belirleyen paralardan (altın sikkeler, gümüş paralar) kağıt paraya yeni geçilmektedir. Kağıt paralar, bugün anladığımız değerde değildir; bir hisse senedi gibi, belli bir miktarda altının karşılığı olduğu ibaresi taşıyan senetlerdir. Yani devlet ya da banka, kağıt parayı vatandaşa belli bir miktar altın sahibi olduğunu ispat eden bir tapu gibi verir. Vatandaş, teoride istediği zaman, pratikte nadiren, gidip bu paranın altın karşılığını tahsil edebilir. 

Bu sistem, elbette ticaret küreselleştikçe, emisyon (piyasaya para salınması) ihtiyacı arttıkça ve devletler 2 dünya savaşı nedeniyle devasa borçların altına girince, işlemez oldu. İlk olarak, II. Dünya Savaşı hala sürerken teşkil edilen Bretton-Woods sistemi yaratıldı. Buna göre, görece en sağlam, dayanıklı ve küresel ekonomi olan ABD'nin parası dolar, belli bir altın esasına sabitleniyor, diğer ülkelerin paraları da dolarla karşılaştırarak değer kazanıyordu. Bu sistem de, 1971'de çöktü. Artık hiçbir paranın altın karşılığı yok, ancak bütün para birimlerinin dolara nazır biçimde değerlendiği sistem devam ediyor.

Bu sistemde paranın değerini, ülkenin üretim kapasitesi, dış ticareti ve verdiği güven belirliyor. Güven belki de en önemli faktör: Paraların kendi ülkelerindeki üretim gücünden kaynaklanan değeri kadar (10 lira basıp, 10 yumurta üretirsen, her bir yumurta 1 lira. 5 yumurta üretirsen, her yumurta 2 lira) birer ticari meta gibi, piyasada bol bulunup bulunmaması nedeniyle kazandığı bir değer de var. Örneğin doların "gevşek" zamanı oldukça uzun sürmüş, bu bütün dünyada bol ve kolay bulunabilen dolar bazlı yatırım ve kredi anlamına gelmişti. Ayrıca güven, ülkenin iç dinamiklerini, üretimin verimini ve dış ticaretin gidişatını da belirliyor. Bütün bu parametreler, her bir para biriminin dolar karşısındaki değerini, arkasında hiçbir fiziki değer olmaksızın tespit ediyor. 

Bu durum, doların uluslararası bir rezerv işlevi kazanmasına neden oldu. Bunun karşısına görece güçlü çıkabilen tek para birimi, EURO, fakat 2014 yılında bölgeler arası ticaretin %80'inin dolar bazlı yapıldığı, EURO'nun %6'da kaldığı düşünülünce, doların hegemonyası daha rahat anlaşılabilir. Üstelik, BREXIT ve aşırı sağın güçlenmesi gibi gelişmeler gözönüne alındığında, EURO'nun uzun vadede güven vermediği çok açık. Yine 2014'te dünya rezervlerinin %63'ü dolar bazlı, %22'si ise EURO bazlı. Büyük ekonomilere sahip Avrupa ülkeleri, rezervlerini EURO cinsinden tutuyorlar. Daha önce değindiğimiz bölgeler (kıtalar) arası ticaret değil de, toplam ticaret baz alındığında EURO'nun oranı artıyor, ancak bu EURO bölgesi ülkelerinin birbirleriyle ticaretini de içerdiği için, çok anlamlı değil. Hülasa, dolar bir güvenilir ticaret parası ve yine güvenilir rezerv parası olarak küresel işlevini koruyor.

2008 yılından bu yana doların küresel işlevlerini yitireceği, ya da yitirmesi gerektiği sıkça dillendirilse de, ufukta böyle bir trend görünmüyor. Çünkü karmaşık ve çok katmanlı global ekonomi, ne olursa olsun temel alınabilecek bir değere ihtiyaç duyuyor. Bunun yanında ABD ve AB dışındaki istikrarsızlık şüpheleri ve güven sorunu, doların hükümranlığını pekiştiriyor. Bu, ABD'ye bir etki değeri olarak dönse de, aslında ekonomisi için zararlı olabiliyor ki, Trump'ın değiştirmeyi vaat ettiği şey tam da bu.

Türkiye'ye gelince, son zamanlarda Türkiye, dolar bazlı ticaretten çıkma arzusunu sıkça dile getirdi ve özellikle Rusya ile, Ruble ticareti yolunda adımlar da atıldı. Bunda, Venezuela, Şili, Brezilya, Güney Afrika gibi ülkelerle birlikte doların değer kazanmasından en çok etkilenecek ülkeler arasında yer almasının da payı var. Fakat halihazırda özel sektörün dolar bazlı yükümlülükleri o kadar büyük, doların etkisi o kadar yüksek ki, Türkiye ülkesine dolar kazandıracak ticari ve finansal yolları büsbütün terk edemez. Ucuz dolar döneminde Türkiye'ye giren paralar, yeniden dolar kazanacak endüstrileri destekleyerek yeni alanlar yaratmada başarısız oldu. Bu yüzden Türkiye, hem yüksek enflasyon, hem piyasalarda durgunluk riski ile karşı karşıya. 

Bunun yanında, Ruble, Yuan gibi para birimlerinin ticaret, en önemlisi rezerv parası olmasını engelleyen çok önemli bir neden var: Bu paralar, çabuk değersizleşebilen, aşırı oynak paralar. Dolayısıyla, birikimini Ruble cinsinden korumaya çalışan özel sektör ya da devlet, hiçbir işlem yapmadan fakirleşmeye mahkumdur. Bu, milli servetin, ülkede üretilen bütün emeğin ve değerin, dolar endeksli bir ekonomide sığ yapısı nedeniyle sürekli oynaklık gösteren ve değersizleşen bir para birimi yüzünden çarçur edilmesi demek. 

Doların tekrar değerlenmesi, bir zamanlar Türkiye'nin şansı olan düşük petrol fiyatlarının da eskisi kadar olmasa bile yükselerek toparlanma trendine girmesiyle, Türkiye'nin kabusu oldu. Buna çözüm olarak farklı para birimleri üzerinden ticaret ve rezerv oluşturma yoluna gitmek, hem dolar yükümlülüklerimiz, hem de bu para birimlerinin verimsizliği nedeniyle mümkün görünmüyor. Stagflasyon tehlikesinden kurtulmanın tek yolu, "fiat money" sistemi denen yeni "altınsız" ve "itibari" para sisteminde, paranın karşılığı olarak sağlam bir itibar ve üretim koymaktan geçiyor. 

M. Bahadırhan Dinçaslan
QHA Türkçe Sayfa Yayın Yönetmeni

QHA