ANKARA (QHA) -

Antalya Akev Üniversitesi'nden Prof. Dr. Rıdvan Sadık Karluk "Turkish Forum"da kaleme aldığı "Kırım Türkiye Açısından En Az Domates Kadar Önemlidir" başlıklı analizde, Kırım Tatarlarının ve Kırım'ın Türkiye politikalarındaki yerine, oynadıkları jeopolitik role değindi.

Bu önemli analizin tam metni şu şekilde:

Kırım Tatar Türklerinin lideri, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Tatarlarından Sorumlu yetkilisi, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu,  4 Temmuz’da Ankara’ya gelerek Ukrayna ve Polonya’nın Türkiye Büyükelçileri ile bir toplantı gerçekleştirmiştir. Toplantıda Rus işgali altındaki Kırım’da insan hakları ihlalleri ele alınmıştır.  

İnsan hakları ayırım gözetmeksizin bütün insanların kullanacağı hak ve özgürlükleri içerir. Bu haklar insan olmalarından dolayı ve insanlık onurunun gereği olarak sahip olmaları gereken haklardır. Soyut anlamda insanlara tanınması gerekli haklar olup,  toplumlara göre değişir.

Eğer İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi hukuki güvenceye kavuşturularak pozitif hukukun parçası olursa, somut anlamda insan haklarından söz edilir.  Aslında doğal hukuk kaynaklı insan hakları, uluslararası sözleşmelerde belirlenenlerden daha fazladır. Bu anlamda olanı değil, olması gerekeni gösterir.  

Kişilerin insan olmalarından dolayı sahip oldukları insan hakları evrensel, vazgeçilmez ve bölünmezdir. Haklar iki anlamda bölünmezdir. Farklı haklar arasında hiyerarşi yoktur. Medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar saygın bir hayat için eşit şekilde gereklidir. Ayrıca bazı haklar diğerlerinin geliştirilmesi için baskı altına alınamaz. Medeni ve siyasi haklar ekonomik, sosyal ve kültürel hakları geliştirme uğruna bastırılamaz.  Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar da medeni ve siyasi hakların geliştirilmesi uğruna feda edilemez. 

İnsan hakları tüm insanlara aittir ve insanların bu haklar kapsamında statüleri eşittir. Bir kişinin insan hakkına saygı göstermemek, başka birinin hakkına saygı göstermemekle eşdeğerdir. Bu durum şahsın cinsiyeti, ırkı, etnik kökeni, uyruğu ya da diğer farklılıklarından dolayı değişmez. 

İnsan hakları vazgeçilmezdir. Başkaları tarafından alınamaz ya da bir kimse kendi isteğiyle onlardan vazgeçemez. İnsan hakları evrenseldir, her nerede olursa olsun herkes için aynıdır.

Kırımoğlu, TRT Avaz kanalında Detay 13 programında, 1944 Kırım Tatar Sürgünü, Kırım Tatarlarının bugünkü durumu, Rusya tarafından Kırım’ın işgali, Türkiye’nin Kırım’ın işgaline ilişkin tutumu ile ilgili görüşlerini şöyle açıklamıştır:  "Türkiye her ne kadar Putin ile yakınlaşmaya çalışsa bile Kırım'ın işgalini tanımıyor ve tanımayacak. Kırım'ın kurtarılması silahla değil diplomatik yollarla olmalı. İnşallah öyle de olacaktır."  

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Kırımoğlu’nu Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul etmiştir. Basına kapalı gerçekleşen kabul 45 dakika sürmüştür. Görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Kırımoğlu, "Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmem oldukça sıcak ve samimi bir ortamda geçti. Yaklaşık 1 saat görüştük. Problemlerimizden bahsettik, Türkiye Ukrayna arasındaki ilişkilerin daha iyi hale getirilmesine değindik. Kırım'ı mecburi olarak terkeden vatandaşlarımızın bazı sorunlarının çözümünü -mesela konut meselesini- ve son olarak Rusya hapislerindeki soydaşlarımızın durumunu konuştuk" demiştir.

Mayıs ayı başında yayınlanan Kırım’ın Domates Kadar Önemi Yok mu?  Başlıklı yazımdan sonra Cumhurbaşkanının Kırımoğlu’nu kabul etmesi, Türkiye’de yaşayan Tatar diasporası açısından çok önemlidir. Hatırlatmak için bu yazımdan bir özet yapmak istiyorum. Çünkü, hafıza- i beşer nisyan ile maluldür.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin görüşmesinden sonra yapılan basın toplantısında öne çıkan başlıklardan biri  “domates” olmuştur.  Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki olimpiyat kenti Soçi’de Putin ile görüşmesinin ardından basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Domates dışında her konuda mutabık kalındı" derken,  Putin şu açıklamayı yapmıştır: “Domates dışında kısıtlamaların kaldırılması için anlaştık. Kendi pazarımızı Türk domatesine sonsuza kadar kapatmayacağız. Fakat bahsettiğim yatırım sonuçlanınca bu konu da liberalleşecek.” 

Domates dışında her konuda mutabık kalındığını Cumhurbaşkanı Erdoğan da onaylamıştır: "Şu anda bir geçiş süreci var. Bu arada ara formüller bulmak suretiyle süreci belirli bir zemine oturtacağız. Domates konusundaki soru işaretleri konusunda mutabık kalındı."

Soçi’deki görüşmede Kırım’da yaşayan soydaşlarımızın günlük hayatlarını ve eğitimlerini etkileyen sorunların gündeme gelip gelmediğini bilemiyoruz. Bununla beraber bir gerçeği hatırlamakta yarar vardır:  Günümüzde başta Eskişehir olmak üzere Kırımdaki Tatar nüfusundan daha çok Kırım Türkü Anadolu’da yaşıyorsa, bunun sebebi Kırım Hanlığı’nın Rus nüfuzuna geçmesidir.

Eski Başkanı olduğum Kırım Türkleri Derneği’nin 11-12 Ekim 2014 tarihleri arasında Eskişehir’de düzenlediği Çalıştay’ın sonuç bildirisinde, “Türkiye ve Rusya arasında bu yıl sonunda yapılacak olan Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nde ve Türkiye ile Rusya arasında yapılacak olan tüm toplantılarda Kırım Tatarlarının yaşadığı sorunlar gündeme getirilmelidir” tespiti yapılmıştır. Ortak Akıl Çalıştayı Sonuç Bildirisi’nde belirlenen ilkeleri Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nde Türkiye’nin muhataplarına iletmesi, Türkiye’de yaşayan Kırım Türklerinin arzusudur. 

Benim de şahsen katkıda bulunduğum Çalıştay’da alınan   karar dikkat çekicidir:  “Kırım’da vatanlarından diktatör Stalin tarafından sürgün edilmiş Kırım Türklerinin bir daha bu sürgünü yaşamamaları için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda Putin nezdinde ağırlığını hissettirmesi, Türkiye’de yaşayan Kırım Türkleri için çok önemlidir.”

1-2 Ağustos 2015 tarihlerinde Ankara’da ikincisi düzenlenen ve Kırım Tatar toplumunun liderleri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile Refat Çubarov’un da bulunduğu Kongre’ye,  Kırım Tatarlarını temsil eden 184 Kırım Tatar sivil toplum kuruluşu katılmıştır. 

Kırım Tatar Milli Kurultayı ve Kırım Tatar Milli Meclisi’ne destek olmak ve işgal altındaki Kırım’ın sesini dünyaya duyurabilmek amacıyla sivil toplum kuruluşu niteliğinde Dünya Kırım Tatar Kongresi kurulmuştur. 

Dünya Kırım Tatar Kongresi’nde kabul edilen bildirinin altıncı maddesi şöyledir: “2014 yılında Rusya Federasyonu’nun milletlerarası hukukun ve insan haklarının bütün normlarını ayaklar altına alarak vatanımız Kırım’ı işgal etmesi, dahası onu tek taraflı olarak ilhak ettiğini ilân etmesi asla ve hiç bir şart altında kabul edilemez. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün tekrar tesis edilmesi konusunda gerekli bütün tedbirler derhal hayata geçirilmelidir.” İzleyen maddelerde de Kırım’daki gelişmeler ve durum tespiti yapılmıştır:

• Kırım Tatar halkını yok etme kastıyla hareket edenler ve şu cümleden bugün Kırım’da sürdürüle gelen işgalin failleri milletlerarası mahkemelerde yargılanarak cezalandırılmalı ve Kırım Tatar halkının zararları tazmin edilerek adalet sağlanmalıdır.

• Kırım’daki ve Ukrayna’nın diğer yerlerinde Rusya Federasyonu’nca gerçekleştirilmiş olan fiilî işgal durumu devam ettiği sürece, bu ülke yönetimi ile yürütülen her türlü milletlerarası görüşme ve müzakerelerde Kırım’daki işgalin derhal sona erdirilmesi hususu hiçbir şekilde gündem dışı tutulmamalıdır.

• Kırım’daki ve Ukrayna’nın diğer yerlerinde Rusya Federasyonu’nca gerçekleştirilmiş olan fiili işgal durumu devam ettiği sürece, bu ülke yönetimine karşı milletlerarası toplum tarafından uygulanmakta olan yaptırımlar kesinlikle kaldırılmamalı veya hafifletilmemeli, aksine daha ağırlaştırılmalıdır.

• Kırım’da Rusya işgali altında yaşamak zorunda bırakılan Kırım Tatarlarının can ve mal güvenlikleri, fikir, inanç, vicdan, ibadet, toplanma ve seyahat hürriyetleri milletlerarası toplum kurumlarının gözlemi altında tutularak garanti altına alınmalı, bu konuda süregelen ihlâllere en seri ve kesin şekilde milletlerarası müdahalelerde bulunulmalıdır.

• Ukrayna’nın yeni Anayasası’nda Kırım Tatarlarının Kırım’daki özyönetim, millî muhtariyet ve kendi kaderini tayin hakkını tanıyan kurallara yer verilmelidir.

• Kırım Tatar diasporasının yürürlükte bulunan Ukrayna Diaspora Kimliği Kanunu’ndan faydalanabilmesi için Kanun’da yer alan şartlar Kırım Tatar Diasporasının hak kazanabileceği şekilde yeniden düzenlenmelidir.

• Kırım’daki ve Ukrayna’nın diğer yerlerinde Rusya Federasyonu’nca gerçekleştirilmiş olan fiili işgal durumu devam ettiği sürece, dünya devletleri ve özellikle de dünyada en büyük Kırım Tatar diasporasının mevcut olduğu, Kırım Tatarlarının tarihi, kültürel, dini ve etnik bağlarının bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Rusya Federasyonu’na uygulanan yaptırımları eksiksiz olarak uygulamalı ve delinmesine meydan vermemelidir.

• İki buçuk asır boyunca maruz kalınan insanlık suçları sonucunda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmış bulunan Kırım Tatar dilinin, kültürünün, sosyal ve ekonomik varlığının hem vatanda hem de diasporada yaşatılması için başta Ukrayna devleti ile Kırım Tatar diasporalarının bulunduğu devletler, şu cümleden olarak en büyük Kırım Tatar diasporasının mevcut olduğu Türkiye Cumhuriyeti ciddi ve sistematik surette destek olmalıdır.

• Kırım’ı işgali altında tutan Rusya Federasyonu, Kırım’ın yerli halkı olan Kırım Tatarlarının güvenliklerinde, iktisadi ve sosyal hayatlarında işgal dolayısıyla maruz kaldıkları her türlü zarardan sorumludur.

• Kırım Tatar halkının en üst karar organı Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın ve Kurultayca seçilen Kırım Tatar Milli Meclisi’nin karar ve ilkelerinden hareketle Dünya Kırım Tatar Kongresi, insan hakları, hukukun, adaletin ve demokrasinin üstünlüğü, her türlü ayrımcılığa karşı olma, çatışmasızlık ve şiddetsizlik ilkelerinden asla taviz vermeksizin faaliyetlerini yürüteceğini insanlık önünde ilan ve taahhüt eder.

Türkiye ve Rusya arasındaki krizin olumsuz etkileri giderilmeye çalışılırken Kırım Tatar Milli Meclisi üyesi Gayana Yüksel; Rusya’ya Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı’nın ara kararını yerine getirme,  Rusya tarafından işgal edilen Kırım’da Kırım Tatarlarına karşı uygulamaları durdurma ve Kırım Tatarlarının temsil organı Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyet yasağını kaldırma çağrısı yapmıştır.

Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı, Ukrayna milletvekili Refat Çubarov,  Rusya Federasyonu’nun hiçbir girişiminin,  Ukrayna’nın Kırım’ın işgaline son vermekle ilgili siyasi tavrını değiştirmeyeceğini, ancak işgal edilen yarımada için ve Kırım Tatarlarının vatanlarında yaşama hakkı için mücadelesini daha da güçlendireceğini belirtmiştir,

Şubat 2017’de yapılan Kırım Tatar Platformu toplantısında Kırım Tatar halkının lideri, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun değerlendirmeleri de  önemlidir: "Biz Kırım'ı silah zoruyla değil, diplomasi ve yaptırımların baskısıyla kurtarmayı istiyoruz. İşgalden sonra Ukrayna ve dünyada Kırım Tatarlarına bakış bambaşka oldu. Tatarların itibarı çok yükseldi. Zira başka unsurlar da işgale karşı çıksa da, topyekûn işgale bir millet olarak direnen tek topluluk Kırım Tatarları olarak öne çıktı. Bu fırsattan faydalanıp halkımız ve Ukrayna için uygun ve faydalı olacak kararların alınmasını sağlayacağız."

Kırımoğlu, Türkiye'nin son zamanlardaki tutumuna da değinerek şunları söylemiştir: "Türkiye dünyadaki birçok ülkenin uyguladığı yaptırımlara katılmadı. Tersine, şimdi Türkiye-Rusya arasında 'işbirliği' ve 'dostluk' kelimeleri kullanılıyor. Ambargoya katılmayı bırakın, son zamanlarda iki ülke arasında ticaret hacmi artıyor. Şimdi dünyada bize soruyorlar, Türkiye size bu kadar yakın, en kalabalık diasporanız da orada, Türkiye niye böyle davranıyor diye. Biz elimizden geldiğince Türkiye'yi savunuyoruz. Ama bunlar çok tesirli, çok inandırıcı olmuyor. Diyorlar ki, akrabalık böyle olmaz."

Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız merhum Süleyman Demirel’in  Mayıs 1998’de Kırım ziyaretinde söylediği şu sözleri unutmamak gerekir: “Tarihin karanlık bir döneminde zorla, yaşadıkları topraklardan koparılmış olan Kırım Tatarlarının yeniden anayurtlarına dönmeleri, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün küresel bir mutabakata dönüştüğü zamanımızın ruhuna uygun bir tarihi gelişmedir.”

Cumhurbaşkanı Demirel,  22 Mayıs 1998 tarihinde Ukrayna gezisi öncesinde kurucusu olduğum Kırım Gelişim Vakfı’nı Çankaya köşkünde kabul etmiştir.  Kabulde Cumhurbaşkanı Demirel’e tarafımdan kısa bir brifing verilmiştir.  Rahmetli Demirel, Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni de ziyaret edeceğini belirterek, ‘‘Kardeşlerimiz Kırım Türkleri ile kucaklaşacağız. Bu ziyaret, 1783 yılından bu yana Kırım’a Türk topraklarından yapılan ilk devlet başkanı ziyareti olması açısından tarihi bir mana taşımaktadır’’ demiştir.

Büyük bir ihtimalle Cumhurbaşkanımız Erdoğan da Kırımoğlu’nu kabul etmeden önce Kırım konusunda diasporanın görüşünü almıştır. Kırım, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya arasında bir barış ve huzur köprüsü olmalı, şovenist yaklaşımlara ortam hazırlayan bir alan asla olmamalıdır ama Kırım Tatar Türklerinin Kırım’da Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği dönemlerinde uğradığı baskı, zulüm ve insan hakları mağduriyetleri de unutulmamalıdır.

Tarihte Rus Çarlığı ile Osmanlı, Rusya ile Türkiye hiçbir dönemde gerçek anlamda dost olmamıştır.  Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Kırım dâhil Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri Rusya ve Türkiye arasında bir rekabet alanı olmuştur. 

Ukrayna’nın bir bölgesi olan Kırım’ın Rusya tarafından işgali, uluslararası hukuka aykırıdır. İşgal, başta Türkiye olmak üzere Avrupa Konseyi ve Batı dünyası tarafından tanınmamaktadır. 27 Şubat 2014 tarihinde silahlı gruplar Kırım’daki bölgesel parlamento binasını basarak işgali başlatmışlar,  işgalin sonucunda Rusya yanlılarından oluşan yeni bir yönetim oluşturulmuştur. 

Bu dönemde Kırım’daki yasa dışı silahlı Ruslar camilere girerek manevi değerlere hakaret etmeye başlamış,  Tatarlar üzerinde yoğun bir baskı kurulmuş, Kırım Milli Meclisi ile Türkçe yayın yapan TV kanalları, haber ajansları,  radyolar ve Tatar okulları kapatılmıştır.

Kırım Tatarlarının Lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kırım Temsilcisi İsmet Yüksel ve Sinaver Kadir’in 5 yıl süre ile Kırım’a girişleri yasaklanmıştır. 

Kırım’da silahlı Rus güçleri tarafından kaçırılan ve bir daha kendilerinden haber alınamayan insan sayısı çift haneli rakamlara ulaşmıştır. Milli Meclis Başkan Yardımcısı Ahtem Çiygöz tutuklanmıştır. 

İşgal sonrası yeni yönetim Rusya’ya katılım kararını 6 Mart 2014 tarihinde almış ve kararı 16 Mart‘ta referanduma götüreceğini ilan etmiştir. Uluslararası toplumun tanımadığı ve Kırım Tatarlarının boykot ettiği referandumdan Rusya’ya katılım kararına onay çıkmış, Rusya Kırım’ı 18 Mart 2014 tarihinde ilhak etmiştir. 

Böylece Rusya, 1994 yılında Budapeşte mutabakatı ile kabul ettiği Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü Kırım’ı işgal ederek ortadan kaldırmıştır. 

Kırım 1994 yılında Ukrayna'ya verilse de Moskova hiçbir zaman yarımadadan çekilmek istememiştir. 1990'lı yılların başında Kırım Cumhurbaşkanı olan Yuriy Meşkov Kırım'ı Rusya'ya bağlamak istemiştir ama bunda başarılı olamamıştır. Kırım'ı Moskova saatine, para birimini rubleye geçirmek fikirleri Ruslaştırma çabalarının bir parçasıdır. Meşkov 1995 yılında görevden alınmıştır ama Rusya’nın 2014 yılındaki ilhaka kadar Kırım üzerindeki emelleri hiç değişmemiştir.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Antalya’da düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları toplantısında Ukrayna krizinin Avrupa’nın güvenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdiğine işaret etmiştir: “Rusya’nın illegal ilhakı kabul edilemez. Kırım Tatarlarının izolasyonunu engellemek hayati önem taşıyor.” 

Ukrayna Rusya gerginliğindeki gelişmeler üzerine Turkish Forum’da 4 Mart 2014 yayınlanan Kırım’da Franz Ferdinand Olayı Yaşanmasın başlıklı yazımda şu tespitte bulundum: “Sadece Rus kökenli milletvekillerinin çağrıldığı, Kırım Türklerinin ve Ukraynalı temsilcilerinin katılmadığı Parlamento’nun almış olduğu bu karar Batı dünyası ve Avrupa Birliği tarafından tanınmamalıdır. Toplam 100 milletvekilinden sadece 64’nün katıldığı oturumda karar, 55 vekilin evet oyu ile alınmıştır. Silahların gölgesinde alınan kararlar demokratik ülkelerde asla geçerli olamaz.”  

Yazımda, Ukrayna’nın bölünebileceğine, bundan hem Türkiye ve hem de Kırım Tatar Türklerinin zarar görebileceğine dikkat çekmiştim. Benzer bir tespiti Soli Özel, 23 Şubat 2014 tarihli yazısında, SBF’den arkadaşım  Prof. Dr. İlber Ortaylı da 27 Şubat 2014 tarihinde NTV’de açıklamıştı.

Kırım Ukrayna’dan kopunca Kırım’da yaşayan Kırım Türkleri bu işgalden olumsuz etkilenmiştir. Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Ümit Yardım’ın güven mektubunu sunmasının ardından iki ülke ilişkilerini değerlendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya-Türkiye arasındaki işbirliğinin bazı alanlarda stratejik boyut kazandığını açıklamıştır ama Kırım, taraflar arasında sorun olmaya devam etmektedir. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 27 Haziran 2016 tarihinde kamuoyuna açıklanan Rusya Devlet Başkanı Putin'i muhatap alan mektubu, uçak krizinden sonra ikili ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016 tarihinde St. Petersburg’u ziyareti sonrasında Türk-Rus ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik adımlar atılmış, Devlet Başkanı Putin'in 10 Ekim 2016’da Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından 12 Ekim 2016 günü Karma Ekonomik Komisyon ve İş Konseyi Toplantıları düzenlenmiştir. Fakat taraflar arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler uçak krizi öncesine dönmemiş, Kırım Tatarları üzerindeki baskı da kalkmamıştır. 

Torun tarafından Tatar olduğunu açıklayan Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Ukrayna’nın bütününün, Kırım da dahil olmak üzere istikrara kavuşması en büyük temennimizdir” demeci önemlidir. 

Türkiye, Kırım’ın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde işgalini demeçlerin ötesine taşımazsa, Kırım örneği bazı çevreler tarafından Türkiye için gündeme getirilebilir. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Kırım’da olduğu gibi 2017 yılında bağımsızlık için referandum yapılacağını açıklayınca, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın şu açıklamayı yapmak zorunda kalmıştır: "Biz bu konuyu daha önce Kürt Bölgesel Yönetimiyle konuştuk. Biz bunun yanlış adım olacağını düşünüyoruz. Güvenlik risklerinin hat safhada olduğu bir döneme bunun gündeme getirilmesini doğru bulmuyoruz. Ayrıca Irak’ın parçalanması adımı başka bölgelere de yayılır, bunun bedelini de herkes öder." 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, France 24 kanalına verdiği demeçte, Irak'ın kuzeyinde yapılacak referandumun benzerinin Türkiye'de yapılamayacağını söylemiş ve "Referandum kararı doğru değil. Pişman olacaklar" ifadelerini kullanmıştır.  Erdoğan, böyle bir referandumun Türkiye’de olabilme ihtimaline ilişkin soruyu şöyle cevaplandırmıştır: "Türkiye’de nerede olacak? Türkiye’de böyle bir adımı atmak sıkar. Türkiye’de böyle bir adımı atacak olanlar şu ana kadar atardı. Şu an bedelini çok ağır ödüyorlar" Gazeteci, bir süre önce mülakat yaptığı IKBY Başkanı Mesut Barzani'nin, "Türkiye referanduma değil, referandumun zamanlamasına karşı çıkıyor" dediğini hatırlatması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamayı yapmıştır:

"Bir defa ben Erbil'de yapılacak olan bu referandumu doğru bulmuyorum ve bu konuyla ilgili olarak da biz Kuzey Irak yerel yönetimine bu düşüncemizi bildirdik çünkü yarın Kuzey Irak yerel yönetimi bundan çok pişman olacaktır. Zira Barzani ve Kuzey Irak yerel yönetimi henüz bir defa buna hazır olmadığı gibi, bu Irak'ın toprak bütünlüğüne de aykırı bir adımdır. Bizim bütün derdimiz ne? Irak'ın toprak bütünlüğünü sağlamaktır ama siz böyle bir adım attığınız zaman, ha ben 'Artık parçalamaya başladık veya başladım', bu, bu demektir. Bunu diğerleri takip edecektir, bu bakımdan biz buna sıcak bakmıyoruz."

Kırım Tatar Türkleri, Rus esaretine girdikten sonra gördüğü zulüm ve haksızlıklardan dolayı büyük gruplar halinde Kırım’dan ayrılmaya başlamışlardır. Zorunlu göçe 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması zemin hazırlamıştır. Anlaşma ile Kırım Hanlığı bağımsız bir bölge olarak Osmanlı Devleti ve Rusya tarafından kabul edilmiştir. Bunu fırsat bilen Rusya, Kırım Hanlığını yok etmek için girişime başlamış ve Kırım’ı 10 Nisan 1783 tarihinde ilhak etmiştir.

 

Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet isimli kitabında bağımsızlık adı altında Rusya’nın Kırım Tatarları üzerine sağlamış olduğu himaye hakkı ile Kırım’ı manen istila ettiğini yazmıştır. Rus Çariçesi II’nci Katerina’nın Hanlık tahtından Devlet Giray’ı indirip yerine himaye ettiği Şahin Giray’ı getirmesi üzerine Osmanlı Padişahı I’nci Sultan Hamit, “Rusların asıl amacının Kırım’ı ilhak etmek olduğunu” açıklayarak bir tarihi gerçeğin altını çizmiştir. 

Rus Çariçesi II’nci Katerina’nın generali Grigoriy Aleksandroviç Potemtekin, Karasu Bazar’da II’nci Katerina’nın Kırım’ı kendi ülkesine kattığına ilişkin bir bildiri yayınlamış, Kırım Tatarlarından bu duruma razı olmayıp gitmek isteyenlere yollarının açık olduğunu açıklamıştır. Dönemin Rus Çariçesi II. Katerina’nın Kırım politikasının sonucu olarak Tatarlar 1810, 1840, 1855, 1860, 1874, 1880 ve 1905 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’na göç ederken, yerlerine Ruslar iskân edilmiştir. Büyük göç dalgası 20’nci yüzyıla kadar devam etmiştir.

Rus Ansiklopedisi Provetchtheie’in 1903 baskısında 1887 yılındaki istatistiklere göre Kırım’da yerli halklar arasında etnik köken olarak Tatarların oranı yüzde 88’dir. 1917 Bolşevik devrimine gelindiğinde Tatarlar 700 bin civarındaki Kırım nüfusunun dörtte birini oluşturmuştur. 1936 tarihli Sovyet ansiklopedisine göre o tarihte Kırım’da yaşayan 875 bin kişinin yüzde 43,5 Rus, yüzde 10’u Ukraynalı, yüzde 23,1’i Tatar (202 bin kişi), yüzde 7,4’ü Yahudi, yüzde 5,7’si Alman’dı.  Bir asır sonra oran çok düşmüştür. Bunda, geçen süre içinde Tatarlara yönelik izlenen asimilasyon politikalarının büyük rolü olmuştur. 

1917 yılında Bolşevik devriminin başarıya ulaşması üzerine Çarlık Rusya’sı yıkılınca Bolşevikler iki gün içinde Kırım’ı işgal etmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlar 24 Nisan 1918’de Kırım’a girmiştir.  8 Mayıs 1918 tarihinde Akmescit’te Tatar Parlamentosu toplanmış ve 18 Mayıs 1918’de Kırım Müslüman Parlamentosu kendisini geçici olarak Kırım Parlamentosu ilan etmiştir. Savaşın sona ermesinden sonra Bolşevikler 1919 yılı yazında Kırım’ı yeniden işgal etmiştir. Bu defa Tatarlara karşı daha insancıl davranmışlar, fakat Beyaz Rus Generali Wrangel orduları karşısında Kırım’da fazla tutunamamışlardır.  

General Wrangel başlangıçta Tatarlara karşı ılımlı bir politika izlemiştir. Bolşeviklerin 11 Kasım 1920 tarihinde Kırım’ı üçüncü defa işgal etmelerine kadar Tatarlar anavatanlarında seslerini duyurmaya devam etmiş ve bu sebeple Wrangel’in zulmüne uğramışlardır. Yeni yönetim Kırım İdaresi’nin başına Macar Komünisti Bela Kuhn’u getirmiştir. Kuhn, Kırım Tatarlarına şiddet ve zulüm uygulamıştır. Artan tepkiler üzerine Bolşevikler 12 Aralık 1917 tarihli Bildirilerine sahip çıkarak Kırımlı mahkumları affetmiştir.

Rusya'da iktidarın Jülyen takvimine göre 25 Ekim 1917 tarihinde  (miladi 7 Kasım 1917) Vlademir İlich Lenin önderliğindeki Bolşeviklere geçmesinin ardından Lenin 18 Ekim 1921 tarihinde bir Kararname çıkararak Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. 

Akmescit’te toplanan İkinci Kongre’de Özerk Cumhuriyet’in Anayasası kabul edilmiştir. Bu Anayasa’ya göre Kırım, Rusya Cumhuriyet’inin parçası olmuştur. Dönemin Tatar liderlerinden Veli İbrahimov’un önderliğindeki Milli Fırka’nın sol kanadı, otonom bir yönetim içinde faaliyetlerine devam etme imkânı bulabileceklerini düşünerek komünistlerle ittifakı seçmiştir. Bunun sonucunda Tatarlara yönetimde yer verilmeye, Tatarca okullarda okutulmaya, Tatarca kitaplar, dergiler basılmaya başlanmıştır. 

Bu durum, Lenin’in Ocak 1924’te ölümü ve yerine Josef Stalin’in geçmesiyle sona ermiş, 4 yıl içinde Kırım Tatarlarının özgürlükleri sona ermiştir. İbrahimov, Belarusya’dan getirilen Yahudilerin Kırım’a yerleştirilmek istenmesine karşı çıktığı gerekçesiyle Şubat 1928’de tutuklanmış, bir kaç ay sonra da idam edilmiştir. Aynı yıl Arapça Tatar alfabesi Latin harfli alfabe ile değiştirilmiş, 1938’de Latin’den Kiril alfabesine geçilmiş,1930’larda devlet kadrolarındaki Tatarlar ayıklanmaya başlanmıştır. 

Kırım Tatarları İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle suçlanmıştır. Slav ağırlıklı Sovyet tarihçileri Tatarların Sovyetler Birliği’ne ihanet ettiğini iddia etmişlerdir ama gerçek çok farklıdır. Kızıl Ordu’da veya partizan grupları arasında da çok sayıda Kırım Tatarı yer almıştır. 1941 yazında SSCB’de seferberlik ilan edildiğinde 20 bin Tatar Kızıl Ordu’da silah altına alınmış, bunlardan 80 Kırım Tatarı kahramanlık madalyası almıştır. 

Ahmethan Sultan adlı pilot bunlardan biri olup, iki defa kahramanlık madalyasıyla onurlandırılmıştır. Sultan’ın hikâyesi 2013 yılında Rusları da derinden etkileyen bir filme konu olmuştur. Rıfat Mustafa liderliğindeki bir Tatar Birliği de Nazilerin elindeki 46 mahkûmu kurtarmıştır. Bu sebeple Kırım Tatarlarını hain, işbirlikçi, casus  olarak damgalamak büyük haksızlıktır. 

İkinci Dünya Savaşı’nın çıktığı döneme kadar Kırım’da 1921 ve 1922 yıllarında büyük açlık yaşanmıştır. Bunun sonucunda 100 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Açlıktan ölenlerin yüzde 60’ı Tatarlardandır. Savaşın bitmesine yakın 8 Nisan 1944 tarihinde Bolşevik Kızıl Ordu Birlikleri Alman işgalindeki Kırım’a girerek Tatarları cezalandırılmaya başlamış, onları Almanlarla işbirliği yapmakla suçlamıştır. 

17-18 Mayıs 1944 gecesi Kızıl Ordu’nun mekanize birlikleri Kırım Tatarlarını yanlarında çok az eşya ile birlikte trenlere doldurarak sürgüne göndermiştir. 

Havalandırması olmayan yük vagonlarına bindirilen binlerce Kırım Tatarı Orta Asya’ya sürülmüştür. Taşkent, sürgün kurbanlarının dağıtım merkezi olmuştur. Sürgüne gönderilen Tatarlarda erkeklerin azlığı, bir kısmının Kızıl Ordu ve partizan gruplarında görev alması, bir bölümünün de Almanya’ya götürülmesine bağlanabilir. 

Rus-Sovyet rejimi tarafından sürgüne gönderilen Tatarların yarısı 22 gün süren yolculuk ve sonrasındaki bir kaç ay içinde soğuk, hastalık ve açlıktan hayatlarını kaybetmiştir. Anlatılan odur ki, Arabat adlı balıkçı köyünün ahalisinin sürülmesi o gün unutulmuş, durumu fark eden Kızıl Ordu komutanı köylülerin bir gemiye bindirilmesini ve geminin Karadeniz’de batırılmasını emretmiştir. 

Sovyetler Birliği döneminde 1965 yılında Yüksek Sovyet Prezidyum Başkanı olan Ukraynalı Nikolay Viktoreviç Padgorniy Devlet Başkanı sıfatıyla 5 Eylül 1967 tarihinde yayınlandığı Predziyum Kararnamesi ile Kırım Tatarlarını affettiğini açıklamıştır. Bu Kararnamede sürgüne gönderilen Kırım Tatarlarına söz verilen hakların hiçbiri verilmemiştir. Padgorniy Kararnamesi’nden sonra Kırım’a dönüp yerleşmek isteyenlere çeşitli baskılar uygulanmış, gelenlerin bir kısmı geldikleri yerlere geri gönderilmiştir. 

Büyük Rus Ansiklopedisi Provetchtheie’in 1903 baskısında 1887 yılındaki istatistiklere göre Kırım’da yerli halklar arasında etnik köken bakımından Tatarların oranı yüzde 88’dir. Bir asır sonra oran çok düşmüştür. Bunda, geçen süre içinde Tatarlara yönelik izlenen asimilasyonların politikalarının büyük rolü olmuştur. 

Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa 1915 olaylarının yıldönümü sebebiyle 23 Nisan 2014’de Başbakan seviyesinde Ermenilere taziye mesajı yayınlanmıştır: “Hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz.” 

İşgalden sonra 9 Mayıs 2014 tarihinde Kırım’ı ziyaret eden Putin, Başbakan Erdoğan gibi  “18 Mayıs’ta 1944 tehcirinde hayatlarını kaybeden Kırım Tatarlarının huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz” dememiş ve Çarlık Rusya’sının Türkler, Osmanlı ve Türkiye’ye karşı olan duygularına teslim olmuştur. Rusya Devlet Başkanı Putin 3 Aralık 2012 ve 1 Aralık 2014 tarihlerinde Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı için Ankara’ya gelmiştir ama Kırım konusu gündeme gelmemiştir. 

Kırım Tatarları, Türkiye ve Anadolu Türkleri için çok önemlidir. Bu öneminden dolayı 21 Mart 2014 tarihinde, Aralık 2016’da Ankara’da menfur bir suikasta kurban giden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Gennadiyeviç  Karlov, Eskişehir’de Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti Kültür Bakanı A. M. Sibagatullin ile beraber Tatar Kültür Evine ziyarette bulunmuştur. Rusya Büyükelçiliğinin sitesinde o tarihte yer alan haberde “Tatar Kültür Evinde Büyükelçi Eskişehir Tatar diasporası temsilcileriyle sohbet etti” denilmiştir ama Büyükelçi Karlov Eskişehir’de Kırım Tatarları ile görüşmemiştir.  

Ziyaret tamamen bir algı yaratma operasyonu olmuştur. Tıpkı Ankara’da ATO Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda 18 Mayıs 1944 sürgününden 18 gün önce 29-30 Nisan 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen Tataristan Kültür ve Ekonomi Günleri etkinliğinde olduğu gibi. Etkinlikte ayrıca Türk Dünyası Objektifinden Tataristan fotoğraf ve el sanatları sergisi ve de Tataristan Sanat Gecesi de düzenlenmiştir.

Demokrasi ve insan haklarının çağdaş ve uygar ülkelerde büyük önem kazandığı günümüz dünyasında insan haklarına saygı göstermeyen rejimlerin çağdaş dünyadan soyutlanması kaçınılmazdır. 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ukrayna vatandaşı olan Kırım Tatarlarını da koruyan temel bir hukuk normudur. Haksız bir şekilde Kırım’dan sürgüne gönderilen Kırım Tatarlarının anavatanları olan Kırım’da yeniden iskân edilmeleri en temel insan hakkıdır. 

Türkiye’de yaşayan Kırım Türkleri için Kırım çok önemlidir. Kırım Tatar Sürgünü’nün 73’ncü Yılı Matem Mitingi Ankara Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda 13 Mayıs 2017 tarihinde yapılmıştır. Miting önce kapalı alan alınmış, daha sonra yapılmasına izin verilmiştir. İznin önce verilmesi ve sonrasında iptal edilmesi, Rusya’nın Kırım’ın uluslararası hukuka aykırı olarak işgalinin protestolara ortam hazırlayacağı ve Rusya ile gelişen ilişkilere zarar verebileceği endişesine bağlanabilir. 

Fakat unutulmamalıdır ki, Moskova’da PKK ve YPG’nin büroları bulunmakta ve Rusya Batı dünyasının aksine PKK’yı terörist örgüt olarak tanımlamamaktadır.

Suriye sınırında terör örgütü YPG ile birlikte Rus bayrakları dalgalanırken, Kanada, 18 Mayıs kurbanlarının anılmasına açık alanda izin verirken, Ankara Valiliğinin kararını anlamak gerçekten zordur. Kırım Tatar Teşkilatları Platformu'nun bu konudaki açıklaması şöyledir:  “Vatanımız Kırım’ın işgalinden sonra Kırım’da işgalci Rusya Federasyonu tarafından 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgününü Anma Mitinglerinin yasaklanmasının ardından Platformumuz tarafından Kırım Tatarlarının en büyük diasporasının yaşadığı Türkiye Cumhuriyetimizin başkenti Ankara’da bulunan Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda üç yıldan bu yana Kırım Tatar Sürgünü Matem Mitingleri düzenlenmekteydi.

Başkentimiz Ankara’da gerçekleştirilen bu anma mitingleri vatanımız Kırım’da Rusya Federasyonunun zulüm ve baskı politikası altında yaşayan Kırım Tatarları için büyük anlam ve önem taşımakta, kardeşlerimize umut olmaktaydı. Platformumuz, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi’nin bir ay önce yapılan müracaatı sonrası Ankara Valiliğinin isteği doğrultusunda sürgünün 73. Yıldönümünü Anma faaliyetleri kapsamında bu yıl da Ankara Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda 13 Mayıs 2017 Cumartesi günü saat 13:30’da matem mitingi düzenlenmesine karar vermiş ve bu amaçla her türlü duyuruyu yaparak hazırlıklarını tamamlamıştı.

Ancak, yapılan bütün hazırlıklara rağmen Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 8 Mayıs 2017 tarihinde daha önce kararlaştırılanın aksine açık hava toplantımızın İl İdaresi Kanunu ve OHAL Kanunu kapsamında güvenlik gerekçesi ile kapalı alana alınması istenmiştir. Aynı alanda bir gün sonra yapılacak etkinliğin iptal edilmemesinden ötürü ileri sürülen gerekçelerin Platformumuzca tatmin edici bulunmadığı ve engelleme anlamına geldiği kanaati ile Ankara Valiliği ile yapılan görüşmelerden bugüne kadar bir sonuç alınamamıştır. Bu sebeple, yetkili makamlarla yapılan tüm görüşmelerde olumlu netice alınamadığından; Platformumuz tarafından 13 Mayıs 2017 tarihinde saat 13:30’da yapılacağı duyurulan Kırım Tatar Sürgünü 73. Yıl Matem Mitingini iptal etme zorunluluğu doğmuştur.

Belirtilen gerekçelerle iptal etmek zorunda kaldığımız mitingimize katılım için çaba gösteren, Kırım Tatarlarının büyük acısını kalbinde hisseden, büyük Sürgünde kaybettiğimiz on binlerce şehidimizin ruhuna bağışlanacak dualara el açmak isteyen, Kırım Tatarlarının insan haklarına saygılı, barışçıl, demokrasi ve hukuka saygı ilkelerine sıkı sıkıya bağlı bir şekilde yürüttüğü hak ve adalet mücadelesine desteklerini her zaman gösteren Türk milleti ve dünya kamuoyunun vicdan ve takdirlerine saygı ile arz ederiz.”

Kararlaştırılan tarihte zorda olsa yapılan mitinge binlerce Kırım Tatar Türkü katılmıştır. Miting alanına kurulan platforma Kırım Tatar Tamgası ve İsmail Gaspıralı posterleri ile Millet, Vatan, Kırım pankartları asılmıştır. 

Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Andrii Sybiha, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin birer konuşma yapmış, Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun Seninleyiz yazılı posteri miting meydanında yer almıştır. Açılışta sürgünde hayatını kaybedenler için dua edilmiş, Sena Kara isimli öğrenci yazdığı Kırım şiirini okumuştur.

Büyükelçi Sybiha, 73 yıl önce Sovyet yönetimince sürgün edilen Kırım Tatarlarını anmak için bir araya geldiklerini belirterek yaşananları trajedi olarak değerlendirmiştir. Kırım Türkleri ile Ukrayna halkının Rus İmparatorluğu, komünist rejim ve Rusya’ya karşı direndiğini açıklayan Büyükelçi, Ukrayna’nın Kırım Türklerinin sürgününün soykırım olarak tanınması  için çaba göstereceğini  belirtmiş, yeni Ukrayna  anayasasında  Kırım Cumhuriyeti'nin özerklik statüsüne sahip oluğunu belirtmiştir. 

Mükremin Şahin  de "Halkımız 1921'de ve 1929'da büyük felaketler yaşadı. 1937'de, 1938'de aydınlarımızın, ziyalılarımızın katledildiğini, kurşuna dizildiğini, hapislerde ve sürgünlerde çürütüldüğünü gördü"  hatırlatmasında bulunarak, 18 Mayıs 1944 tarihinde Kırım Tatarların Ural Dağlarına ve Orta Asya çöllerine sürgüne gönderildiğini söylemiş, sürgünde halkın yüzde 47'nin yaşamını yitirdiğini açıklamıştır.

Günümüzde Kırım Tatar Türklerine yönelik baskılar yoğun bir şekilde devam etmektedir. Kırım Tatarları; vatanları Kırım’da kendi özyönetiminde, insan haklarına saygı, hukukun ve demokrasinin üstünlüğü, ırk, milliyet, din, dil, cinsiyet ve diğer diğer her türlü ayrımcılığa karşı olma ilkeleri çerçevesinde barış, huzur ve refah içinde yaşama hakkına sahiptir. Bu hakka Rusya’nın da saygı göstermesi gerekir. Bunun sağlanmasında ise en büyük sorumluluk ve görev Türkiye Cumhuriyetine düşmektedir.

Karşılıklı ekonomik çıkarlar önemli olmakla beraber, Kırım Tatarları ile olan tarihsel ve kültürel bağın bu dengede gözetilmesi gereken bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Türkiye ve Kırım’ın kısa vadeli değil, uzun vadeli çıkarlar düşünülerek bir strateji geliştirilmelidir. Türkiye’nin Kırım Tatarlarının kültürel ve dini değerlerini korumaya yönelik adımlar atması, bunun için de Rusya ile ikili ilişkilerini kullanması gerekmektedir. Ukrayna krizinde izlenmesi gereken strateji, toprak bütünlüğünün korunması, Kırım Tatarlarının kültürlerinden ve değerlerinden uzaklaşmadan yaşamlarını devam ettirmesi olmalıdır. 

Kırım, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya arasında bir barış ve huzur köprüsü olmalı, şövenist yaklaşımlara ortam hazırlayan bir alan olmamalıdır. Kırım’da vatanlarından diktatör Stalin tarafından sürgün edilmiş Kırım Tatar Türklerinin bir daha bu sürgünü yaşamamaları için Türkiye Cumhuriyeti bu konuda Rusya nezdinde ağırlığını hissettirmelidir. Kırım, Kırım Tatarlarının anavatanıdır, onların yeniden bir sürgün yaşamaması gerekir. Bunun için tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin desteği alınarak Kırım’ın eski statüsüne dönülmesi için gerekli her türlü girişim yapılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti ile Kırım arasındaki ilişkilerde 1851’de Kırım’ın Bahçesaray şehrinde dünyaya gelen İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” ilkesi göz ardı edilmemelidir.

 

Prof. Dr. S. Rıdvan Karluk

AKEV Üniversitesi

Antalya

QHA