ANKARA (QHA) -

Kıbrıs'ta Rumların Türkleri Anayasa darbesiyle dışladığı 1963 yılından bu yana devam eden sorunun çözümü için taraflar İsviçre'deki konferansta bir kez daha bir araya geldi. Garantörlük hakkı ve Türk askerinin Ada'daki varlığının zirvenin kaderini tayin etmesi bekleniyor.

Yarım asrı aşan sorunu çözmek için İsviçre'nin Crans-Montana'da Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde bugün Türk ve Rum liderler Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias yerlerini aldı. Dün gece açılış yemeğinde bulunan Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Boris Johnson ülkesindeki bir meclis oturumuna katılıp tekrar dönmek üzere konferanstan ayrıldı.

BM arabulucuğundaki zirvede ayrıca, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini gözlemci sıfatıyla yer alıyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de konferansın üçüncü gününde bizzat zirveye katılacak.

Süre olarak 7 Temmuz'a kadar öngörülen ama ilermeye göre ucu açık planlanan konferansta ana müzakere başlıklarında toprak, mülkiyet ve güç paylaşımları, ekonomi, Avrupa Birliği yönetimi ile güvenlik ve garantiler yer alıyor.

Güvenlik ve garantiler başlığı zirvenin odak noktası olacak. Rumların Türk askerinin adadan çekilmesi ısrarı konferansın kaderini belirleyebilir.

İki masa kurulacak

İsviçre’deki konferansta iki masa kurulacak. İlk masada garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık, yeni kurulması planlanan Federal Kıbrıs’ta güvenlik ve garantilerin nasıl olacağına karar verecek.

İkinci masada Türk ve Rum liderler Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis, Kıbrıs’ta bugüne kadar anlaşamadıkları önemli konuları ele alacak. Bunlar arasında, yeni Federal Kıbrıs’ta Türk ve Rum kurucu devletlerinin haritalarının belirlenmesi, toprak paylaşımı ve Rum ve Türklerin devleti dönüşümlü başkanlıkla yönetmesi gibi önemli konular yer alıyor.

Rum tarafı zirve başlamadan kriz çıkardı

Konferans daha başlamadan Rum tarafının şekil değişikliği talebi krize neden oldu. Rum ve Yunan tarafı garantiler konusunda ilerleme sağlanmadan diğer başlıklara geçmek istemediğini belirtti. Rum ve Yunan tarafı iki masa kurularak paralel görüşmeler yapılması yerine öncelikle güvenlik ve garantilerle ilgili tek bir görüşme yapılmasını ve burada ilerleme sağlanması durumunda diğer konulara geçilmesini istedi. Türk tarafı ise önceden varılan uzlaşılara uyulmasından yana olduğunda ısrar etti. Kriz daha sonra Rum tarafının eş zamanlı görüşmeleri kabul etmesiyle aşıldı.

BM'den "Ada'dan çekiliriz" uyarısı

Kıbrıs sorunuyla ilgili BM daha önce görülmemiş bir adım atmaya hazırlandığı da gündem meşgul etmeye başladı. Kıbrıs zirvesini yakın takibe alan İngiliz gazetelerine göre, bu zirvede anlaşma olmaması durumunda BM'nin barış koruma görevine son vermeye hazırlandığı belirtiliyor. Gazetelerde Batılı BM diplomatlarından alınan demeçlere yer verilirken, bir diplomatın "Sabır tükeniyor. Yeni BM Genel Sekreteri Antonio Guterres selefinden daha sert bir tutum aldı ve bunun sonsuza kadar süremeyeceğini açıkça söyledi. BM'nin varlığını göstermesi gereken daha acil yerler var" şeklindeki sözlerine dikkat çekiliyor.

Bunun yanında Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Espen Barth Eide, görüşmelerin Kıbrıs’ın birleşmesi için en iyi şans olduğunu söylerken, müzakereleri yapılandırmayı amaçlayan Birleşmiş Milletler belgesinin Türk ve Rum taraflarca reddettiğine vurgu yaptı.

Eide, böyle bir belgenin yokluğunda sorunun çözümünden liderlerin sorumlu olduğunu belirterek, "Önümüzde zorlu bir süreç var. Başarının garantisi yok. Bu onların konferansı ve sorumluluk almalı ve en iyisini yapmaya çalışmalılar" ifadelerini kullandı.

BM tarafından gelen açıklamalara bakılırsa, bu zirveden de anlaşma çıkmaması halinde, Ada'dan yakın bir zamanda Barış Gücü Askerlerinin çekilmelerinde gerçeklik olduğu gözleniyor.

Yunan Başbakan'dan "gerilim" açıklaması

Zirve öncesinde Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras'ın açıklamları da dikkat çetki. Çipras, "Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması yalnızca bir başka fırsatın daha kaçırılmasına değil, Yunanistan-Türkiye ve Avrupa ilişkilerinde de bir gerilime muhtemelen neden olabilir. Bunun da hesaba katılması lazım" diyerek Türkiye'ye aba altından sopa göstermek niyetinde.

Hatırlanacağı gibi 19 Haziran 2017 tarihinde Başbakan Binali Yıldırım, Atina'da Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile bir araya gelmişti. Yıldırım, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Yunanistan'a kaçan darbecileri Türkiye'ye iadeleri istediklerini belirterek, darbecilerin iki ülkenin ilişkileri darbe vurmaması gerektiğini söylemişti. Mevkidaşı Çipras ise "Elbette iade etmek isteriz, hukuki kararı bekliyoruz" diyerek yanıtlamış ve net bir cevap vermemişti.

Garantörlük hakkı

Şüphesiz Kıbrıs sorunun en önemli maddesi üç ülkenin garantörlük hakkı. Rum ve Yunan tarafı bunun kaldırılmasını istiyor. Türkiye ise garantörlük hakkının devam etmesinden yana. Birleşik Krallık kaldırılmasından yana tavır sergilese de bu konuda Rum ve Yunan tarafı kadar ısrarcı değil.

1914 yılına kadar resmen Osmanlı Devleti'nin toprağı olan ve 1878 yılından bu tarihe kadar kiralık olarak Birleşik Krallığa bırakılan Kıbrıs adası, 1. Dünya savaşının başlamasıyla bu ülke tarafından ilhak edildi. 1960 yılına kadar sömürge pozisyonunda kaldıktan sonra bu tarihte Kıbrıslı Türk ve Rumlar, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan ederek Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında yeni bir devlet kurdu. Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık kurulan devletin garantörü oldu. Anlaşma garantör ülkelere Ada’ya anayasal düzen bozulması halinde müdahale hakkı veriyor. Rumlar, Yunanistan’la birleşmek için (ENOSİS) 1963’te Türkleri silah zoruyla devlet yönetiminde uzaklaştıran Anayasa değişikliği gerçekleştirdi. 1974 yılında ise Yuna iktidarın ıelinde bulunduran askeri cunta Kıbrıs’ta darbe yaparak Yunanistan’la birleşme kararı aldı. Türkiye darbenin hemen ardından garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi. Kıbrıs sorununda garantörlük pratikte, Türkiye’nin askeri müdahale hakkı, güvenlik ise, Ada’daki Türk askeri varlığı diye anılıyor.

Birleşik Krallık, Türkiye'yi askeri varlık yerine AB veya BM'nin komutasındaki çok taraflı bir gücün garantör rolünü oynayacağı bir formüle ikna etmeye çalışıyor.

Yunan ve Rum tarafı ise Ada'daki 35 bin Türk askerinin çekilmesini istiyor. Atina ayrıca garantör ülkelere tanınan askeri müdahale hakkının da kaldırılmasını istiyor. Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, zirve öncesi yaptığı son açıklamada uluslararası polis gücünden yana olduklarını açıklamıştı.

Türk Askeri çekilecek mi?

Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı askerlerin kalmasından yana. Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Türk askerinin durumunun birleşmeden 15 yıl sonra değerlendirilebileceğini belirtiyor.

KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ise 19 Haziran'da gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinde "Kimse hayal görmesin. Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs adasında var olacaktır" demişti.

Ancak, hükûmete yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre Rum ve Yunanların bu konuda ısrarını kırmak için, Ankara'nın İsviçre'deki görüşmelerde Kıbrıs'taki asker sayısını yüzde 80 oranında azaltmayı teklif edeceğini ve tamamen asker çekmenin gerçekçi olmadığını söyleyeceği ifade ediliyor.

"İngiliz üsleri" ne olacak?

Birleşik Krallık'ın uluslararası bir gücün Ada'da güvenliği sağlamasından yana tavır sergilediği görülse de Türk askeriyle ilgili net bir açıklaması yok. İngilizler için önemli olan, Ada’daki biri deniz diğeri hava olmak üzere iki askeri üs. İngiliz üsleri Birleşik Krallık'ıntoprağı kabul ediliyor ve müzakerelerin konusu bile değiller. Bu yüzden masada en rahat konumda olan ülke Birleşik Krallık.

Petrol ve Doğalgaz devleri çözüm için baskı yapıyor

Kıbrıs Rum Kesimi'nin 2012 yılında yabancı şirketlerle birlikte doğalgaz ve petrol arama sondajına başlamasıyla beraber Türk tarafı da karada ve denizde sondajla arama çalışmaları başlatmış ve Ada'da yeni bir sorun gündeme gelmişti. Rumlar tekrar Kıbrıs deniz sahasında Temmuz ayı ortalarında adanın güney kıyısı açıklarında petrol ve gaz aramaya başlayacak. Bu tarihe kadar, müzakerelerden olumlu veya olumsuz bir sonuç çıkması bekleniyor. Türkiye ve KKTC, Rumların söz konusu adımı tek taraflı atmasına şiddetle karşı çıkıyor.

Kara ve deniz sahasındaki petrol ve doğalgaz yatakları Adayı dünya kamuoyunda önemini tekrar artırırken, çözüm için baskıları da beraberinde getiriyor. Bunun son örneği ise İsviçre'de başlayan yeni zirvenin sabahında gerçekleşti. Rumlarla anlaşan Fransız Total şirketinin sondaj gemisi yer bildiriminde bulunarak, Güney Kıbrıs Deniz sahasında bulunduğunu bildirdi. 

Zirveden anlaşma çıkarsa ne olacak?

Müzakereler sonunda bir anlaşmaya varılması halinde, ortaya çıkacak metin Türk ve Rum tarafında referanduma sunulacak.

2004 yılındaki Annan Planı referandumu Türk tarafında kabul edilmiş, Rumlar ise birleşme planını reddetmişti. Buna rağmen AB, adanın güneyindeki Rumları birliğe üye olarak kabul edip, anlaşmaya "evet" diyen Türkleri doğrudan muhatap almaktan imtina etmişti.

Çözüm olursa, Türkler, adaya AB vizesiyle mi girecek?

Pazarlık masasındaki önemli konulardan biri de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, günümüzde KKTC, çözümden sonra ise Federal Kıbrıs’taki konumunun ne olacağı sorusu. Ayrıca, 60 binin üzerinde TC vatandaşı öğrenci KKTC üniversitelerinde eğitim görüyor. 100 bine yakın Türk vatandaşı çalışma izniyle burada yaşıyor. 

Türkiye, çözümden sonra Türk vatandaşlarının Yunan vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olmasını istiyor. Bu talep, AB’nin 4 özgürlüğünün Ada’da Türk vatandaşlarına uygulanması anlamına geliyor. 4 özgürlük, serbest giriş (vizesiz giriş), serbest dolaşım, serbest yerleşim ve mülk edinme hakkı diye özetleniyor. Rumlar ise, buna karşı çıkıyor. Yunanistan’ın AB’nin tam üye olduğunu ve Yunan vatandaşlarıyla Türk vatandaşlarına eşit muamele yapılamayacağını savunuyor. Türkiye vatandaşlarının vize alarak Ada’ya gelmesini istiyor.

Aydın Taş

QHA