ANKARA (QHA) -
Fethullah Gülen Terör Örgütü’nü Türkiye’nin şimdiye dek mücadele ettiği terör yapılarından ayıran, tam bir post-modern örgüte yakışır biçimde faaliyetlerini çeşitli kisvelerle gizleyebilme yeteneği. Üstelik, diğer terör örgütlerine kıyasla uluslararası planda geniş ve derin bir yayılma faaliyeti gerçekleştiren örgüt, elinde kalaşnikofu, alışıldık kıyafetleri ve paçavrası ile, “kır ve şehir gerillası” yöntemiyle örgütlenen sözgelimi PKK’ya benzemiyor. Örgüt militanları ancak kendi aralarındayken asıl kimliklerini taşıyor, kamusal alanda örgüt stratejisi dahilinde üstlendikleri akademisyen, yazar, diplomat, iş adamı gibi kimliklerle gizleniyorlar. Böyle bir örgütü deşifre edip üyelerini belgeli, ispatlı bir şekilde hukukun karşısına getirmek mutlaka zor bir operasyon; ancak özellikle yurtdışındaki menfezlerden operasyonlarına devam eden FETÖ’cülerin faaliyetlerinin zararlarını engellemek, Türkiye’nin büyük bir güvenlik sorunu meselesi olarak karşısında duruyor. 
 
Bir QHA kaynağı, Güneydoğu Asya’da şahit olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: …Gittiğimiz ülkede pasaportumuzu kaybettik. Nasıl çözeceğimizi düşünürken bir Türk vatandaşı ile karşılaştık. Yardım önerdiğinde şüphelendik ve kim olduğunu, ne iş yaptığını sorduk. Cevabıyla şok olmuştuk: “Ben hizmet hareketinin ülke sorumlusuyum. Türkiye’den kaçan 15 ailenin yerini hazırlıyorum şu sıralar. İsterseniz bir telefonumuzla ülkenin bakanlığının yardımcı olmasını sağlarız…” (Kaynağın ismi ve ülkeyi, kaynak devlet memuru olduğu için açıklayamıyoruz.)

 
Bu küçük kesit, bireysel planda yurtdışına çıkan herkesin gözlemlediği bir duruma işaret ediyor: FETÖ, yurtdışında hala aktif ve farklı bölgelerde devam eden para çarkı Türkiye içi faaliyetleri finanse etmeye devam ediyor; bunun yanında yurtdışındaki elebaşları ve yıllar içinde yetiştirdikleri Türkiye vatandaşı olmayan örgüt üyeleri Türkiye içindeki mensupları yönlendirmeye, yurtdışındaki faaliyetlerini sürdürmeye, çeşitli hamlelerle diğer örgüt mensuplarına moral vermeye devam ediyorlar. Bu, Türkiye’yi dört koldan kanser gibi saran hastalığın tamamının temizlenmesinin önündeki en büyük engel: Moral ve finans desteği ve bunu sağlayan çark devam ettiği sürece, cezaevlerindeki FETÖcülerin çözülmesi, suçlarını itiraf etmeleri zorlaşacak, uluslararası hukuk mücadelemizde, örneğin Gülen’in iade edilmesi için gereken delillerin elde edilmesi güçleşecek ve kanundan kaçmayı başarmış FETÖcülerin yakalanması imkansızlaşacaktır.  
 
Yurtdışındaki tehlike
 
Yıllar içinde bulunduğu ülkelerde yetiştirdikleri ve her alana yerleştirdikleri Türkiye vatandaşı ve Türkiye vatandaşı olmayan bakan, milletvekili, bürokrat, öğretim üyesi, iş adamı, esnaf, gazeteci, kalifiye eleman, imam,  sekreter, şoför gibi meslek ve sıfatlarıyla örgüt mensuplarının,  yurtdışına kaçmış FETÖ mensuplarına kucak açıp sığınmalarını sağlayacakları muhakkak. FETÖ’nün Türkiye’deki yapılanması incelendiğinde ne kadar sinsi ve sabırlı olduğu aşikâr.  Bu sinsi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için çok tehlikeli terör örgütünün, Türkiye’de nefes alamaz hale geldiği bir gerçek; ancak her ortamda söylenen “uyuyan hücre” tabiri, yukarıda bahsedilen yurt dışındaki FETÖ’cülere tam oturuyor. 
 
 
15 Temmuz’dan sonra, deşifre olmayan örgüt mensuplarının Türkiye’de ve yurtdışında dikkat çekmemek için daha dikkatli davranarak, faaliyetlerine eskiden olduğu gibi devam edecekleri öngörülüyor. Bulundukları ülkenin bürokrasisine, iş dünyasına, üniversitelerine, medyasına ve STK’lara sızmaya devam edecekler. Türkiye düşmanı ülkeler tarafından yönetilen bu sinsi terör örgütünün yurtdışında arz ettiği tehlike şöyle özetlenebilir: Kısa vadede, etraflarındaki insanlar ve medya üzerinde etkili olarak, yaptığı kara propagandayla Türkiye’yi karalayarak, devlet yapısını yurt dışında küçük düşürüp yıpratmaya devam edecek, orta ve uzun vadede ise yeniden güçlenerek Türkiye için oluşturduğu tehdidin ciddiyetini arttıracak. 
 
Türkiye’de peş peşe yapılan operasyonlar sonucunda, Türkiye’den yurt dışındaki okullara ve hücre evlerine akan mali destek kesildi. Haliyle, yurtdışında yıllarca besledikleri eğitim şirketleri, vakıflar, medya vs. çalışanlarının bir kısmı işsiz kaldı. Hem örgütün kendi yapısı gereği, hem de işsiz kalan örgüt elemanlarını hayatlarını idame edebilmeleri için ulaşabildikleri her alanda işe girip, “sızmaya” devam ediyorlar.  Bu hususta, yurtdışındaki resmi temsilcilikler ve Türkiye sevdalıları dikkatli ve uyanık olmak zorundalar: Her uyarı dikkate alınmalı,  riskli olan bir durum varsa, durum riske atılmadan önceden tedbir alınarak gelebilecek tehlike bertaraf edilmelidir.
 
MİT Raporu
 
160 ülkede, 800 okul, 1000'den fazla dernek kurduğu görülen bir yapının bu gücü örgütsel bir güç değil, artık Türkiye’ye tehdit oluşturan “diplomatik” bir güçtür. MİT’in devlete sunduğu raporda da bu tehlikeye dikkat çekiliyor: Devlet kurumlarında çalışan ve açığa çıkmamış örgüt mensuplarını korumak amacıyla bu kişilerin FETÖ/PDY karşıtı tutum sergilemeleri ve darbe karşıtı ifadeler kullanmaları yönünde uyarılarda bulunmaktadır.
 
Diğer terör örgütleriyle işbirliği arayışlarını artırmaktadır.
 
Örgüt okullarında görev yapan öğretmen ve sorumlu düzeydeki şahısların, okulların kapatılması akabinde, örgütsel bağlılığın/ilişkilerin devam etmesi açısından eski öğrenciler ve aileleri ile irtibatlarını devam ettirmelerini sağlamaktadır.
 
 
Yakalanma ihtimali bulunan örgüt mensupları yurt dışına kaçmaya teşvik etmektedir.
 
FETÖ/PDY, yurtdışında eğitim kuruluşları öznesinde başlattığı teşkilatlanma çalışmalarının ilk aşamalarından itibaren, faaliyet gösterdiği ülkenin yasal mevzuatı ve iç dinamikleri ile uyumlu olmaya/çatışmaya girmemeye, iktidarı elinde bulunduranlarla ve güç odakları/lobilerle iyi ilişkiler geliştirmeye/ters düşmemeye büyük özen göstermiştir. Çalışmalarında insani/ahlaki mülahazaları, hoşgörüyü, uzlaşıyı ve diyaloğu ön plana çıkarmıştır. Siyasetten uzak oldukları ve tamamıyla insani/ahlaki mülahazalarla hareket ettikleri imajı veren örgüt, faaliyetlerinin arka planındaki asıl hedeflerini ve gizli ajandasını deşifre etmemiştir. FETÖ/PDY, okulları vasıtasıyla, bulundukları ülkelerin saygın ve etkin kişilerinin çocuklarını okuluna kabul edip popülaritesini artırmaya ve veliler vasıtasıyla o ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal hayatında etkinlik kurmaya çalışmaktadır.
 
Aynı raporda, sadece Amerika’daki okulların yılda 500 milyon dolarlık bir gelir yarattığı ifade ediliyor. 
 
Öne çıkan merkez ve yöntemler
 
FETÖ’nün eğitim kurumlarını kullanarak örgütlenmesi tesadüfi değil, bu birçok alanda örgüte katkı sağlayan bir sistem. Türkiye içerisinde özellikle yoksul ailelerin çocuklarının iyi bir eğitim alması arzusunu sömürerek örgüte yetişmiş eleman sağlayan sistemin yurtdışı ayağı da başka yönlerden katkı yapıyor. “Türkçe öğretiyoruz” kisvesiyle İngilizce eğitim veren bu kurumlar, Türk insanının milliyetçi hassasiyetlerini okşadığı gibi, yerel ölçekte de örgüte prestij sağlıyordu. Özellikle Balkanlar ve Afrika gibi nitelikli, eğitimli insanların nüfusun küçüklüğü ya da nüfusa oranla az oluşu nedeniyle çok büyük önem kazandığı bölgelerde, bu okullarda bölgenin önde gelenleri ve zenginlerinin çocukları okuyor, FETÖ ağı sayesinde yurtdışına gönderiliyor ve FETÖ muhibi yerliler olarak ülkenin hükümetine, iş dünyasına, sosyal hayatına giriyorlardı. Bunlar hala etkili ve FETÖ’nün Türk vatandaşı mensuplarından çok, bunlar üzerinden yeni operasyonlara girişeceği görülüyor. 
 
Think-tanklerin iç yüzü
 
Bunun yanında hem istihbarat örgütleri, hem farklı siyasi yapılar, Türkiye aleyhine çıkarları varsa bunu FETÖ ile birleştirmekten çekinmiyorlar. BND başta olmak üzere birçok istihbarat kurumuna FETÖ yoluyla hayati önem arz eden devlet bilgilerinin aktarıldığı tahmin ediliyor. Bu kurumlar ve think-tankler, FETÖ’ye PR ve medya desteği de sağlayarak, Türkiye karşısında bir tetikçi olarak konumlandırıyorlar. Özgürlük için mücadele eden masum Müslümanlar olarak lanse edilen Fethullahçılar, Türkiye’nin uluslararası itibarını zedelemede etkili bir araç haline geldiler.
 
 
Örgütün kendi stratejisi açısından da bu think-tankler büyük önem arz ediyor. Mevcut ve nüfuzu yüksek think-tanklerin bünyesine katılmak, havzasında yer almak için büyük çaba sarf ettikleri gibi, think-tank olmayan bölgelerde yenilerini kuruyorlar. Kurdukları fason think-tankler ve STK’lar yolu ile, farklı ülkelerde Türkiye aleyhine neşriyat yapıp, “dünyada öne gelen düşünce kuruluşları Türkiye’yi yerden yere vurdu” algısı yaratmaya çalışıyorlar. 
 
Ukrayna
 
Kırım Haber Ajansı’nın da merkezinin bulunduğu Ukrayna, FETÖ faaliyetlerinin halen aktif ve hız kesmeden devam ettiği ülkelerden biri. Meridyen Okulları, Işık Kültür Merkezi gibi yapılar faaliyetlerine devam ettikleri gibi, Ukraynahaber gibi kendi medya organlarının yanında, Ukrayna anaakım medyasını da bağlantıları yoluyla etkileyerek Türkiye aleyhine çalışmaya devam ediyorlar. 
 
 
Ukrayna makamlarını etkilemek ve alakasız görünümlü kurumlar bünyesinde hareket etmek suretiyle FETÖcüler FETÖ ile mücadele edenlerin hareket alanını daraltmaya çalışıyorlar. 
 
Türk Dünyası
 
Türk Dünyası’nda okullar açarak özellikle milliyetçi hislere hitap eden FETÖ, bölgede gücünün bir kısmını yitirdi. Ancak özellikle Kırgızistan, yukarıda saydığımız nedenlerle FETÖ kanserinden tamamen kurtulamadı. Son olarak QHA’nın da gündeme getirdiği bir olay, Türkiye tarafında tepkiye neden oldu. Kırgızistan'ın eski müftüsü Çubak Celilov'un FETÖ ele başı Fetullah Gülen ile görüşmesi üzerine 14 Temmuz'da Türkiye'nin Kırgızistan Büyükelçisi Metin Kılıç bir kınama açıklamasında bulunmuştu. Türk Büyükelçiliği'nin Bişkek'ten yaptığı açıklamada "Kırgızistan'ın eski müftüsü Çubak Celilov'un, Fetullah Gülen ile görüşmesinden Türkiye olarak derin bir rahatsızlık ve endişe duyuyoruz" ifadesine yer verilmişti. 
 
 
Kırgızistan’da bugün 4000’e yakın FETÖcünün faaliyet gösterdiği biliniyor. Siyasi karışıklıklar ve ekonomik zayıflık nedeniyle ülke FETÖ için elverişli bir yayılma alanı oluşturuyor. Kırgızistan’da yetiştirilen örgüt üyeleri diğer ülkelere de rahatlıkla sızabiliyorlar. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, “Kırgızistan'da FETÖ'nün yapılanması her geçen gün büyüyor ve yönetimin içine de sızıyorlar. Onlara da böyle bir darbe girişiminde bulunabileceğini söyledik" uyarısı hala hafızalarda. FETÖ’nün ülkede 23 okulu bulunuyor.
 
Balkanlar
 
Arnavutluk ve Kosova, FETÖ tümörünün en güçlü yayıldığı iki ülke olarak karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz hafta Sırbistan’da bir camide, 15 Temmuz şehitleri anılırken imama tepki gösterme cüreti gösterebilen FETÖcüler, örgütün Balkanlarda ne kadar yayıldığını gözler önüne serdiler.
 
Arnavutluk ve Kosova’da örgüt özellikle din hizmetleri ve eğitim alanlarında etkin. Kosova’nın müstakil bir ülke olarak tutunma mücadelesinin yanında nüfus ve eğitimli işgücü eksikliği örgütün avantajına oluyor. 
 
Arnavutluk’ta dini eğitim veren Medrese Iliria, FETÖ’nün en önemli merkezlerinden. Çeşitli kolej ve üniversitelerin yanında, Memorial International School of Tirana ülkenin en prestijli üniversitesi kabul ediliyor ve FETÖ’nün elinde. Arnavutluk merkezli yapılar, Kosova’da da faaliyet gösteriyorlar.
 
 
Bu iki ülkede FETÖ, Türkiye aleyhine yayınların, söylem ve eylemlerin artmasının nedeni. Diplomatlarımızın, iş adamlarımızın ve diğer vatandaşlarımızın hareket alanını kısıtlayarak yoğun bir Türkiye karşıtı propagandayla örgüt, kendisini sağlama alırken Türkiye’nin tarihi bağlara sahip olduğu bu iki ülkeyi kaybetmesini sağlamaya çalışıyor. 
 
İki sömürü alanı: Din ve eğitim
 
FETÖ’nün yurtdışı eğitim kurumlarındaki etkinliğini kırma mücadelesinde önemli bir işlev üstlenen Maarif Vakfı, FETÖ’ye ciddi bir darbe vurdu. Birçok ülkede FETÖ bünyesinde eğitim veren okullar ilgili ülkenin mercileriyle yapılan görüşmelerden sonra Maarif Vakfı’na devredildi. Ancak çok boyutlu bir mücadele planlaması ve koordinasyonuna ihtiyaç duyuluyor.
 
Özellikle doğu Avrupa ve Balkanlarda yer alan Müslüman azınlığa sahip ülkelerde yaşayanların dinî hassasiyetlerini kullanarak etki alanı yaratan FETÖ, bu gibi ülkelerde kurdukları her derecedeki eğitim kurumları ve STK’lar ile varlığını sürdürebileceği ve yeniden güçlenebileceği bir alan buluyor. Arnavutluk, Kosova, Bosna, Romanya, Polonya, Litvanya, Letonya, Estonya ve Ukrayna gibi ülkelerde yaşayan çoğunluğu Türk asıllı Müslüman azınlıklara dönük FETÖ faaliyetleri din maskesi altında kolaylıkla yürütülebiliyor.
 
Maarif Vakfı diğer Türk kurum ve kuruluşlarının bu ülkelerde FETÖ etkisini kırabilmesi ancak daha güçlü ve alternatif modellerin bu ülkelerde faaliyete başlaması ile mümkün olabilecek gibi görünmekte.
 
 
Diğer taraftan 15 Temmuz sonrasında Türkiye dışına bir şekilde kaçan FETÖ mensuplarının yanlarında kaçırdıkları sermaye de ekonomik sıkıntı çeken çeşitli ülkeler açısından cazip bir seçenek de oluşturmakta. Türkiye’ye göre ekonomik yapısı daha zayıf ve ucuz olan ülkelerde FETÖ mensuplarının kaçırdığı sermaye birikimleri bazı sektörlerde nispeten hareketlenme bile oluşturmuş. 
 
Etkin mücadelenin anahtarı: Koordinasyon
 
Dışişleri Bakanlığı, TİKA ve Cumhurbaşkanlığı’nın koordinasyonunda özerk bir “FETÖ ile Yurtdışı Mücadele” departmanı kurulması, sorunun hızlı ve bürokratik engellere takılmadan çözülmesi için önemli bir öneri teşkil ediyor. Her ülkede Türkiye ile ilişkileri lekesiz ve geçmişinde FETÖ gölgesi bulunmayan kanaat önderleri, karar alıcılar ve STK mensupları ile kurulacak bir işbirliği, komisyonun sevk ve idaresinde kamu diplomasisi, PR ve karşı-propaganda çalışmaları yaparak FETÖ’nün tesirini azaltacaktır. 
 
Türkiye içi operasyonları artık yurtdışı yapılanmasıyla yürüttüğü görülen örgütün zararlı faaliyetlerinin önüne geçmek için, yurtdışındaki şüpheli Türk vatandaşlarının ve şirketlerinin geçmişi, aile ve iş bağlantıları iyi incelenmelidir. Kurdukları farklı şirketlerle uluslararası finans ağı kuran örgüt mensupları, iş görünümü altında ülkeye yatırım maskeli para sokarak yurtiçi mensupları finanse etmeye devam ediyorlar. Bu finans çarkının doğru şirket ve şahıslar üzerinden iz sürülerek kırılması FETÖ ile mücadelenin en önemli hususlarından birisi.
 
Medya tetikçiliği
 
Örgütün etkili kullandığı bir diğer araç da medya. Elebaşı Gülen’in önde gelen dergi ve gazetelere sık sık demeç ve söyleşiler vermesi, kendi halinde, barışçıl bir “islam alimi” konumlandırmasıyla servis edilmesi, Türkiye’nin prestijine zarar verdiği gibi, karşı-propagandayı güçlendiriyor. Bu menfi etkinin önüne geçebilmek için yurtdışında benzer düşünce kuruluşları ve yayın organlarıyla temasa geçilmesi, bunların desteklenerek Türkiye’nin haklı tezlerinin hedef ülkenin basınında yer almasının sağlanması gerekiyor. Türkiye merkezli yayınlar hem hedef kitleye ulaşmada doğal engellerle karşılaştığından, hem de Türkiye merkezli oluşları ikna kabiliyetlerini azalttığından yeterince etkili olamıyorlar. Her ülkede kendini kabul ettirmiş, Türkiye’nin haklı tezlerini destekleyen ve Türkiye’yi dost olarak gören-görebilecek medya ve düşünce kuruluşları var. Bu kuruluşların ülkelerinin Türkiye ile ilişkilerinin zedelenmesinin yaratabileceği sonuçları da göz önüne alarak Türkiye’yi desteklemesini sağlamak; doğru tezler ve hukukun üstünlüğünden taviz vermeyen, evrensel değerleri benimsemiş, bölgenin tek stabil, laik cumhuriyeti olan Türkiye için zor değil. 
 
FETÖ’nün yurtdışı yapılanması meselesinin gündemde tutulması cumhuriyetin bekası açısından büyük önem arz ediyor. 

QHA