ANKARA (QHA) -

Batı bloku parçalanıyor mu? Brexit, Trump'ın ABD Başkanı seçilmesi, AB karşıtı partilerin Fransa ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa'da güçlemesi gibi olgular uzmanların dünyanın geleceğine dair bu soruyu sormasına neden oluyor. Sorunun cevabı bugün ne olursa olsun, uzun vadede böyle bir tehdidin olduğu aşikar ve bir ülke, Almanya, yeniden "Avrupa Harmonisi"ni bozan bir ülke olarak tarih sahnesine çıkıyor. 

Yaptırımlara karşı çatlak ses

ABD'nin Rusya'ya yeni yaptırımlar uygulayacağını açıklaması  NATO'nun askeri kanadı, Rus baskısını üzerinde hisseden ülkeler ve Ukrayna tarafından olumlu karşılanırken, yaptırımlara dair çok ciddi bir çatlak ses yükseldi: Alman ekonomi bakanı Brigitte Zypries, yaptırımların Rusya'da iş yapan batılı şirketleri de cezalandıracağını ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyledi. Bir süredir konuşulan "Alman Cephesi"nin Avrupa, Amerika ve Rusya üçgeninde kendine has ve öngörülmüş ittifakların beklentilerine çok da uymayacak bir şekilde ortaya çıktığının en belirgin işareti bu demeç oldu. 

AB, Trump önderliğindeki Amerika'yı "Önce Amerika" söylemi nedeniyle NATO ittifakını zayıflatıp bencillik etmekle suçlarken, kendi içerisinde yekpare bir blok görüntüsü vermekten çok uzak. Rusya'nın işgal tehdidini yakından hisseden, sınırları, karasuları ve hava sahası ihlal edilen özellikle Baltık, İskandinav ve Doğu Avrupa ülkeleri Rusya'ya karşı şahin bir tutum sergilenmesi taraftarıyken, Rusçu yapıların iç siyasetteki etkinliği nedeniyle Fransa gibi ülkeler tutumlarını yumuşatmak zorunda kalıyor. Almanya ise, açıkça Rusya'ya uygulanan yaptırımlara karşı çıkarak AB içerisinde ayrı bir yerde durduğunu ve ittifakların beklentilerine uygun davranmayacağını gösterdi. Bu tavrın altında elbette Almanya'nın ekonomik çıkarları yatıyor.

Enerji bağımlılığı

Alman-Rus ilişkilerinde en büyük tesir kalemi, bilindiği gibi enerji. AB'nin uzun vadeli politikası, bütün olarak birliğin Rusya'ya enerji bağımlılığını azaltmak yönündeyken, Almanya yakınlığı ve Alman şirketlerinin Nord Stream petrol boru hattı gibi projelerin finansmanında oynadığı rol nedeniyle Rusya'ya enerji bağımlılığını azaltmaktan kaçınan bir görüntü izliyor. Bu bağımlılık nedeniyle Almanya Rusya'ya karşı yaptırımları desteklemediği gibi, bencil davranarak AB ve Batı blokunun tek sesliliğine zarar veriyor. Bu tutum, yaptırımlar ve başka kozlarla Rusya'nın belini büküp Kırım ve Doğu Ukrayna gibi işgal edilen bölgelerde hukukun gereğinin sağlanmasını temine çalışan Batı stratejisine zarar veriyor. 

2014'te Kırım'ın işgal edilmesinden bu yana Almanya'nın enerji açısından Rusya'ya bağımlılığı hem Avrupa Birliği'nin egemenliğine, hem de Ukrayna meselesinin çözümüne bir tehdit teşkil ettiği konuşuluyor. 2014 yılında doğal gaz, petrol ve kömür dahil edildiğinde en iyimser verilerle %23 bandında, yaygın kanaate göre %40 civarında enerji ihtiyacını Rusya'dan karşılayan Almanya, Avrupa Birliği'nin birlik çapında %53 olan enerji bağımlılığını azaltmaya yönelik çabasına, doğalgaz kaleminde 2016'da %90, tüm kalemlerde %61'e varan ithalat bağımlılığına rağmen katılmıyor. 

Almanya enerji bağımlılığı yüzünden Rusya'ya daha güvercin yaklaşmakla kalmıyor; Alman firmaları son dönemde yaptırımları doğrudan ya da dolaylı delerek Rusya'ya yatırım yapmaya başladılar.

Rusya'da Alman yatırımları

2013'ten sonra yarısına düşen Rusya'ya Alman ihracatı, yeniden toparlanma trendinde. Yalnızca 2016'nın ilk yarısında, 2015'in tamamına denk bir Alman yatırımı (1.8 milyar dolar) Rusya'ya giriş yaptı. 2016 boyunca artışını sürdüren yatırımlar, 2017'de de oldukça yüksek seviyelerde gerçekleşeceğe benziyor.

Alman firmaları açıkça yaptırım kurallarını da ihlal ediyorlar. Alman Devi Siemens'in Kırım'da bir santralde kullanılmak üzere gaz türbini getirmesi büyük sansasyona yol açmıştı. Firma daha sonra Rus ortaklarının Siemens'in bilgisi dahilinde olmadan türbinleri Kırım'a getirerek firmayı zor durumda bıraktığını ve bölgesel yönetici kadrosunda değişikliklere gideceğini açıklasa da, Rusya'ya Alman yatırımlarının sürekli arttığı bir arkaplanda kaşların kalkmasına neden olan belirgin bir vaka olarak yakın tarihte yerini aldı. 

Avrupa'nın dengesi

İki Dünya Savaşı'nda da Avrupa'nın dengesini bozan oyuncu olarak tarihte karşımıza çıkan Almanya, yine komşuları ve hatta müttefikleriyle ters düşen kendi çıkarlarını öne alarak Avrupa dengesini bozacağa benziyor. Diğer ülkelerdeki gelişmelerle birlikte okunduğunda, her ne kadar ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence "Önce Amerika demek, sadece Amerika demek değil" diyerek Avrupalıları teskin etmeye çalışsa da, klasik Batı blokunu teşkil eden ülkelerin kendi çıkarlarını ittifak ajandalarının önüne koyarak ayrışmayı daha da belirginleştireceği kesin bir gidişat olarak karşımıza çıkıyor. Birleştirici bir anlatı ve çıkar ittifakından yoksun Batı'nın, Almanya'nın cüretkar hamleleriyle iyice dağılarak birçok küçük ülkeyi Rus yayılmacılığına karşı yalnız ve savunmasız bırakabilme ihtimali stratejistlerin en karanlık senaryolarının hareket noktasını oluşturuyor. 

M. Bahadırhan Dinçaslan
QHA Türkiye Yayın Yönetmeni

QHA