OREGON (QHA) -

The Drive adlı sitede, "The War Zone" (Savaş Alanı) adlı köşesinde askeri havacılıkla ilgili yazılar kaleme alan Tyler Rogoway, Arktik bölgesinin Rusya eliyle silahlandırılmasına ilişkin şüphesini dile getirdi.

 

 

Rusya'nın Arktik bölgesindeki askeri faaliyetleri son birkaç yıldır dikkat çekiyor. Hatırlanacağı üzere Ekim 2015'te de bizzat Rusya Savunma Bakanlığı, Moskova’nın petrol ve gaz çıkarmak istediği Kuzey Kutbu’nda büyük bir askeri üs kurulduğunu açıklamıştı.

Rogoway, 17 Şubat'ta yayınlanan "Has There Been A “Nuclear Incident” In The Arctic?" (Arktik'te "Nükleer Bir Durum" Oldu mu?) başlıklı makalesinde (makalenin orjinali için bkz. http://www.thedrive.com/the-war-zone/7758/has-there-been-a-nuclear-incident-in-the-arctic) Avrupa çapında artan nükleer fizyon ile ilişkili radyoaktif bir izotop olan İyot 131'in tespit edildiğini, ABD Hava Kuvvetleri'nden atmosferi tetkik eden WC-135 “Constant Phoenix” uçağının devreye girmesinin de bu gizemi derinleştirdiğini ifade etti.

Makalenin tam metni şu şekilde:

"Geçtiğimiz ay (Ocak) Arktik'te nükleer bir kazayla veya kazalarla ilgili söylentiler çıktı. Bir kısmı resmi izleme kuruluşlarından alınan pek çok raporda, bölge genelindeki hava örnekleme istasyonları yoluyla nükleer fizyon ile ilişkili bir radyoaktif izotop olan İyot 131'in sıklıkla tespit edildiği bildirildi.

İzotop ilk olarak Norveç'in Rusya'daki Kola Yarımadası sınırındaki Svanhovd'da bulunan hava örnekleme istasyonu aracılığıyla Ocak ayının ikinci haftasında tespit edildi. Birkaç gün içinde İspanya'nın güneyindeki hava örnekleme istasyonları da az miktarda izotop bulunduğunu tespit etti. Gerçek şu ki İyot-131'in sadece sekiz günlük yarılanma ömrüne sahip olması, sadece birkaç gün önce gerçekleşen bir salınıma ve eski bir nükleer hadisenin kalıntısı olmadığına işaret ediyor.

Düşük yoğunluk seviyelerde olmasından ötürü, en azından geniş çapta insan veya çevre için herhangi bir sağlık riski bulunmuyor. Buna kıyasla bu son ölçümler, Fukushima olayı sırasında tespit edilenin yaklaşık 1000'de 1'i ve Çernobil felaketinden sonra Avrupa'ya yayılan radyoaktif bulutlardaki nükleer konsantrasyonunun 1,000.000'da 1'i kadar.

Geçtiğimiz ay Avrupa genelinde izlenen İyot 131 seviyeleri (IRIN grafiği):

Cuma gününe (17 Şubat) kadar cevapsız geçen haftalardan sonra benzeri yakın zamanda neredeyse görülmemiş bir gelişme, ABD'nin WC-135 Constant Phoenix atmosferik test uçağını açıklama yapmadan Avrupa'ya göndermesi dikkat çekti. Bu benzersiz uçağın nükleer kazalara -özellikle nükleer savaş başlıkları patlamalarına- dayanacak şekilde tasarlandığı biliniyor.

Havada geniş alanlarda ve yükseklikte örneklem yaparak, herhangi bir radyasyon yayılımının işaretini daha iyi anlamak için kritik veriler sağlayabiliyor. Bu uçak nükleer testler sırasında bilim insanlarının hangi silahın patlatıldığını ve diğer verilerin yanı sıra patlamanın ne kadar büyük olduğunu tanımlamasına da yardımcı olabiliyor. Ayrıca, nükleer tesislerin erimesine benzer diğer radyolojik olayların etkilerini ve ölçeğini belirlemek için de kullanılabilirler. Örneğin WC-135'lerin Japonya'daki Fukushima nükleer santralinin çökmesine neden olan 2011 depremini takiben bölgeye intikal ettiği biliniyor.

WC-135 göreve çıkıyor (USAF fotoğrafı):

Bu bilgiler birtakım cevapsız sorulara yol açıyor. İlki: WC-135 uçağı Avrupa'da ne yapıyor? Bu, bir eğitim uçuş için ve bilimsel çabaları desteklemek adına iyi değerlendirilmiş bir fırsat mı, yoksa belirli bir olaya tepki mi?

Rusların Kuzey Kutup bölgesi yakınlarındaki Novaya Zemlya'da nükleer silah testlerine başladıklarının kanıtı olduğunu iddia eden bir sürü kişiyi görmek için twitter'ı kontrol edebilirsiniz. Bu iddia birçok açıdan şüphelidir. Birincisi, o bölgede bir nükleer patlamaya işaret eden mütekabil sismik veriye sahip değiliz. Bazıları, küçük bir taktik nükleer savaş başlığının test edilmiş olabileceği ihtimalini öne sürdü; bir kere daha belirtmeli ki bu yine büyük bir patlama anlamına gelmektedir ve İyot 131 seviyelerinin böyle bir testin göstergesi olup olmadığı açık değildir. Tabii ki siyasi olarak konuşursak, nükleer silah testleri başlatmak, Moskova'nın nükleer silah politikasında büyük bir değişime gittiğine işaret edecektir.

ABD'nin bile nükleer denemelerini Başkan Trump başkanlığında başlatması hakkında bazı konuşmalar yapıldı fakat bu da abartı ve spekülasyonla karıştı. Niş stratejik yetenekler elde etmek için Rusya'nın kritik silah antlaşmalarından uzaklaşmaya gönüllü olduğunu gördüğümüz halde, Kapsamlı Nükleer Test Yasağı Anlaşması'nı ihlal etmek, bambaşka bir saldırganlık ve meydan okuma sinyali verecektir.

Daha olası bir ihtimal, sınırlı nükleer madde depolama, araştırma veya elektrik üretim sırasında bir kazanın meydana gelmesi olabilir. Rusya, nükleer tahrik mekanizmasını aktif denizaltılarının birçoğunda, Kirov sınıfı savaş kruvazörlerinde ve buzkıranlarında kullanıyor. Rusya aynı zamanda birden fazla uygulama için arktik bölgede nükleer güç kullanmakta. Sadece bu da değil, Rusya'nın Kuzey Kutbu'na yakın kuzey üssleri Soğuk Savaş'ın nükleer mezarlıkları olarak nitelendiriliyor.

Uluslararası toplum, yüzyıllarca Sovyet dönemi nükleer denizaltıların güvenli bir şekilde elden çıkarılması için son yirmi yılda Rusya ile birlikte çalıştı, ancak hizmet dışı gövde ve reaktör bölümleri, nükleer silahların tahrip edilmesini ve nükleer silahların atılmasını beklemek için hâlâ atıl duruyor. Birçok kimse Soğuk Savaş'tan sonraki on yıllar boyunca, bu araçları gerçekleşmeyi bekleyen kazalar olarak nitelendiriyor. Bu gemilerin bir kısmı Murmansk yakınlarındaki Kola Yarımadası'nda bulunuyor.

Rusya'nın en büyük nükleer atık depolama tesislerinden biri de devre dışı bırakılan bu denizaltıların reaktörlerinin depolandığı bölgede, Saida Körfezi (Rusya, Kola Yarımadası) yakınlarında bulunuyor. Bugün, 80 reaktör ve bu reaktörlerin ayrılmış parçaları burada büyük kaplarda depolanıyor. Neticede tesiste 155 reaktör ve atıklarının depolanması öngörülüyor. Bu tür zehirli, kompleks ve rahatsız edici cihazların elden çıkarılması kolay bir iş değildir ve belirli bir risk olasılığı söz konusudur.

Arktik bölgesi, aynı zamanda nükleer enerjiye dayalı diğer Soğuk Savaş kalıntılarıyla da doludur; bunlara Rusya'nın nükleer deniz fenerleri ve karakolları da dahildir. Görebileceğiniz gibi bu yüzeyin altındaki batık nükleer gemilerin kalıntıların ve diğer atıklar çevre için büyük bir tehdit oluşturuyor. Asıl sorulması gereken soru zarar verip vermeyecekleri değil, "ne zaman?" zarar vermeye başlayacakları sorusudur.

Soğuk Savaş döneminde Rusya, Kara Denizi'ne (Sibirya'nın kuzeyindeki Arktik Okyanusu'nun uzantısı) her türlü nükleer atığı boşalttı. Yaklaşık 17.000 konteyner ve 19 gemi civarında radyoaktif atıktan bahsediliyordu. SSCB ayrıca, bazıları harcanmış yakıt çubuklarına sahip 14 nükleer reaktörü aynı su kütlesine yerleştirdi ve diğer alt düzey nükleer atık formları doğrudan denize döküldü. Bunlardan biri olan Kola Denizi'nde batmış olan Rus denizaltısı K-27'nin tam anlamıyla bir saatli bomba olduğu söyleniyor. Bu sadece bölgelerden biri. Barents Denizi (K-159) ve Norveç Denizi (K-278) gibi diğer alanlardaki nükleer denizaltılar da terk edilmiş durumdadır. Deniz tabanı neyle kaplandı kim bilir? Hatta ABD'nin çok küçük olsa da, Sovyetler'in geride bıraktığı şekilde bir dönemler Grönland'daki Century Kampı'nda bulunan gizli reaktör gibi kuzey enlemlerindeki sulara kendi nükleer atıklarını bıraktığı biliniyor.

Kuzey Avrupa ve Arktik yakınlarındaki bilinen nükleer atıkları ve enkaz alanlarını gösteren bir grafik (Bellona.org'dan):

Tüm bunların üstüne, kutup bölgelerinde "gerçekten" çürüyen Rus nükleer maddeleri, nükleer enerji, gemi bakım ve araştırma istasyonları da Rusya'nın kuzey bölgelerine ulaşıyor.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak, eğer İyot 131'in atmosfere spesifik bir şekilde salınımının, Sovyetler Birliği'nin yarattığı nükleer tahribattan ya da bölgedeki operasyonel reaktörlerden kaynaklanması daha olasıdır; bazılarının iddia ettiği gibi bir çeşit gizli atom testinden kaynaklanmamaktadır. Bu imkansız olmadığı anlamına gelmez, yalnızca olası değildir. Hatta tüm bunların Rusya'dan gelmeme ihtimali bile olabilir, Avrupa'da veya başka bir bölgedeki herhangi bir reaktörden sızmış olması mümkündür. Yine de, Artik'in muhtemelen geleceğin kilit savaş alanlarından biri haline gelmesi -ki bu Rus ordusunun bölgedeki faaliyetleri bağlamında ortaya çıkan bir realitedir- ve son birkaç yıldır Moskova'nın jeopolitik ve askeri duruşundaki büyük değişimi göz önüne alındığında, Rusya'nın bölgedeki gerçek niyetlerini kuşatan şüphelerin her zamankinden yüksek seviyede olduğu su götürmüyor.

Şimdi, Pentagon'un WC-135'inin hareketleri ve bulguları hakkında daha fazla bilgi yayınlayıp yayınlamadığını ve bölgedeki radyasyon hareketliliğinde yeni bir ize rastlayıp rastlamadığını göreceğiz. Söylenmesi gereken bir diğer husus ise bu gizemin, insanlığın kutup bölgelerinde bıraktıkları şeyler hakkında ve Soğuk Savaş'ın resmen sona ermesinden takribi otuz sene sonra hala tehlikeli bir tehdidin ne kadar risk taşıdığını hatırlatmasıdır.

Ekleme (22 Şubat 2017): WC-135 Constant Phoenix ve RC-135 Rivet Joint uçaklarının hem de tanker desteğinde Norveç ve Barents Denizi üzerinde yeni bir göreve çıktığı bildirildi.

Yazan: Tyler Rogoway

QHA