
AKMESCİT / SİMFEROPOL (QHA) -
Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil
Kırımoğlu, Avdet gazetesinden Nariman Celal ile yaptığı söyleşide tarihte
Kırım Tatarları arasında ortaya çıkan çeşitli akımların köklerini anlatarak bugün
Kırım Tatar Milli Kurultayı ve Meclisine karşı yapılan hareketlere ışık tuttu.
Mustafa Bey, Kırım Tatar Milli Hareketi on yıllar boyunca şekillenip geldi. Bu vakit içinde insanların milli harekette iştirak etmesinin şekilleri değişti. Eğer, başta yerel teşebbüs grupları oluşturulurken, yirmi yıl evvelsi milli vekâlet sistemi, Kurultay-Meclis sistemi kuruldu. Sizin fikrinizce, bu sistem meydana getirildikten sonra bir gelişme görülüyor mu ve bu gelişmeler hangi alanlarda? Milli hareket, teşebbüs gruplarıyla başlamadı. Stalin’in ölümünden sonra komünist rejimin "vejetaryen" devri başlayarak, artık insanların öz fikirlerini açıkça bildirdikleri için bir kerede öldürmeden, sorgu ve tahkikata uğratılıp, işten çıkarılıyor, enstitü ve partiden kovuluyor, hapishane ve kamplarda yollanıyor idiler. İşte bu zaman geçmişte yazara, cenk veteranları ve
Kırım Muhtar Cumhuriyetinin eski çalışanları devlet yöneticilerine
Kırım Tatar meselesini bakmak ve vatana döndürmek, yani milli bölgesel muhtariyeti yeniden oluşturmak için müracaatta bulundular. Aynı zamanda "Çırçık Grubu"nun gizli bildirileri, gençlerin gizli teşkilâtları da vardı. Sonunda birçokları Sovyetlere karşı propaganda yapmakla suçlanarak yakalandılar. Meselâ, Çırçık’ta E. Seferov ve Ş. Abdurahmanov’un davası, 1961 senesi Taşkent’te "
Kırım Tatar Gençleri Birliği" davası… Sonra, 1964 senesinden başlayarak
Kırım Tatarlarının toplu olarak yaşadığı yerlerde teşebbüs grupları meydana getirilip, Moskova’ya delegasyonlar yollandı.
Siyasi teşkilâtçılığın bu şekli eski Sovyet memleketinde eşsiz ve birinci örneği idi. Elbette, onun hem müspet, em menfi tarafları var. Teşebbüs gruplarını siyasi olarak adlandırmak olmaz ve ceza kodeksinin ilgili maddesi boyunca suçlamak zor idi. Bu grupları, daha da ziyade korumak için, milli hareketimizin muhafazakâr taraftarları onları "
Kırım Tatar milli meselesini Leninist şekilde çözmek için parti ve hükümete yardımcı teşebbüs grupları" şeklinde adlandırdılar. Ama teşebbüs gruplarına KGB casuslarını sokmak da pek kolay oldu, ve hatta yönetim organlarına itaat eden çok sayıda teşebbüs grupları ve akımları da meydana getirildi. Doğru, casuslardan korkacak bir yerimiz yok idi, çünkü bizde her şey açık şekilde söylendi. Lâkin organların eli altında olan ve çoğu birbiriyle anlaşamayan teşebbüs grupları halkın gücünü birleştirmesine bayağı engel oldu. Şunu da kaydetmeli ki, o vakitlerde halkımızın öz siyasi haklarını talep etmesinin başka yolu daha yok idi. Halkın vekillerini açıkça seçmek, kurultay toplamak ve vekâletli organımızı kurmanın lafını bile etmek imkânsız idi. Bu iş ancak perestroyka ve Sovyet rejiminin dağılması arifesinde gerçekleşti.
Birçok araştırmacının fikrine göre eski SSCB’de kurultayın toplanması ve meclisin seçilmesi
Kırım Tatar milli hareketinin tam zamanında aldığı karar oldu. Aklımda (kaldığı kadarıyla), 1990. senelerde George Washington Üniversitesinde ben SSCB insan hakları hareketi hakkında verdiğim derste beni dinleyicilere takdim eden profesör böyle dedi: "Sovyetler Birliğinde milli hareketler çok oldu, onların sayısı bilhassa perestroyka devrinde, yani artık kimsenin hapse atılmadığı vakitte ziyade şekilde arttı. Teessüf ki, birçok milli hareket pek tez şekilde parçalandı, birbirilerine düşman olan kısımlara bölündü. Ama
Kırım Tatarlarının milli hareketi Sovyet rejimi yıkıldıktan sonra bölünmedi, aksine daha da kuvvetli oldu. Hem bu, esasen onlar öz vaktinde halk arasında demokratik seçimler yapıp, vekâletli organları seçmeleri ve kendi kendine idare etmenin demokratik sistemini kurmaları sayesinde mümkün oldu."
Kendi kendini idare etmenin demokratik sisteminin inkişafına gelirsek, eğer devlet içinde köklü değişimler yüz verip de bu sistem artık günün taleplerine cevap veremeyecek olsa, demek ki bizim sistemimizin de değiştirilmesini düşünmemiz gerekir. Ama geçen 20 yıl içinde devletimizde sistemimizi değiştirmemize sebep olacak hadiseler olmadı. Umum olarak, vekâlet sisteminin sık-sık değiştirilmesi gelişmenin göstergesi değildir. Meselâ, Büyük Britanya parlamento sistemi 200 yıldır değişmese de hâlâ daha demokratik prensiplere dayanmaya devam ediyor.
- Kurultay ve meclis kurulduktan sonra milli harekette ortaya çıkan çeşitli gruplar bu vekâletli organların kararları ve faaliyetine karşı çıktılar. Örneğin, Aksakallar Keneşi (divanı), Ukrayna Müslüman Partisi, Kırım Tatar Bloku’nu hatırlamak mümkün. Böyle kurumların faaliyeti kısa müddetli olsa da, bugün artık muntazam faaliyet gösteren ve kendi hareketlerini birleştirmeye çalışan böyle grupların sayısı çoklaştı. Sizin fikrinizce böyle değişimlerin sebebi ne ve bu nasıl akıbetleri getirebilir?- Milli harekette gruplar ve akımlar daha 1991 senesi Kurultay çağrılmazdan evvel de mevcut idi. Bu normal bir hal, çünkü tüm insanların fikri aynı olamaz, herkesin de hayat tecrübesi, zekâ seviyesi, bilgisi, milli hareket prensiplerine sadakati bir olmaz. Milli hareketin yolları ve usulleri boyunca oluşan fikirlerin 1960. yılların ikinci yarısına gelip, yani yabancı matbuat vasıtalarında
Kırım Tatarlarının öz hakları için mücadelesi hakkında yazıların ortaya çıkmaya başladığında bölündüğü gözlendi. Hareketin komünistlere yakın olan ya da eski tarzda düşünen kısmı, bunun milli harekete zarar verdiğini, devlet idarecilerinin
Kırım Tatarlarına karşı daha fazla karşı koymasına yol açtığı ve meselenin çözümünü geciktirdiği fikrinde idi. Bununla birlikte, SSCB’deki diğer insan hakları koruyucuları ile konuşulmasına ve çalışılmasına da karşı olup, sadece Lenin’in partisine müracaat edilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. O zamanlar radikal olarak görülen bir kesim ise bütün sistem demokratikleşmeden hiçbir meselenin,
Kırım Tatar meselesi başta olmak üzere, çözülmeyeceği fikrinde idiler. Sovyet idaresinin, meselenin çözülmemesinin çözülmesinden daha pahalıya patlayacağını anladığında bu meseleyi çözeceğini düşünüyorlardı. İşte, hareketin bu kısmı insan haklarını koruma hareketinin güçlü bir kanadı iken, bunu kabul etmeyen bizim “muhafazakarlarla” münasebetleri biraz soğukça idi.
Halkın meselesini çözmek için başka yolları ve usullerini düşünerek kurulan grup ve akımların yanı sıra, milli hareketi parçalamak ve zayıflatmak maksadı ile devlet tarafından oluşturulan gruplar ve liderlik etme hırsıyla bazı kişilerin oluşturduğu gruplar da vardı. Aklımda, nasıl 1993 senesi "Azatlık" Radyosuna röportaj veren SSCB Devlet Güvenlik Komitesi 5. Bölüm Başkanı Yarbay A.N. Kiçihin milli hareketlere karşı mücadele etmenin yollarını anlatırken, yalnız baskı usullerini açıklamadı, hareketi bölmek için grupların oluşturma yönteminin de kullanıldığını söyledi. Misal olarak o,
Kırım Tatar hareketini göstererek, ne kadar çok akım ve grubun kurulduğunu söyledi. A.Kiçihin’in bu sözleri bizim kitlesel matbuat vasıtalarımızda da yayınlandı. Bu "paralel akımların" vekilleri şimdi kendilerini "milli hareket veteranları" olarak tanıtıyor ve meclise karşı beyanatlar yapıyorlar.
Sizin kaydettiğiniz Aksakallar Keneşi,
Ukrayna Müslüman Partisi,
Kırım Tatar Bloku, bunlar başka türlü şey. Bunların arasında birincisini 1999 senesi Meclis (KTMM) ile münasebetleri pek o kadar iyi olmayan
Kırım Komünist Partisinin başı ve
Kırım Parlamentosunun reisi Leonid Graç kendi kolu altında bir
Kırım Tatar kurumunu oluşturmak için kurmuş idi. L.Graç gittikten sonra tabii ki halk arasında artık "ak çakallar" denilen "aksakallar" da tarih oldular. Bunların bazıları şimdi de Meclis’e karşı kurulan teşkilâtlarda, şu cümleden "
Kırım Tatar Halk Cephesinde" görünüyorlar. "
Ukrayna Müslümanları Partisi" ve "
Kırım Tatar Bloku" sadece seçimler arifesinde kurulan teşkilâtlardır. Birincisini Bölgeler Fırkası kurarken, ikincisini milletvekili adayı olan
Kırımlı işadamının parasıyla oluşturuldu. İkisinin de vazifesi
Kırım Tatar seçmenlerinin oylarını parçalamak idi.
Şimdi tüm bu eski ve yeni grupları Meclis’e karşı bir "cephede" birleştirmenin yolları görülmekte. Ama akıbeti tam "ak çakallarınınki" gibi olacağı şüphesiz, çünkü
Kırım Tatar halkı artık çoktan böyle şeyleri kabul etmiyor.
Kırım’da birkaç kere "Kırım Tatarlarının Umumi Milli Toplantısı"adlı düzenlendi. Siz nasıl görüyorsunuz, bugün de Kurultay’a alternatif sivil toplum kuruluşlarını meydana getirme hareketleri yapılıyor mu? Kırım Tatarlarının mantıklı bir sistem çerçevesinde seçilen insanların iştirak ettiği toplantılara ancak
Kırım Tatarlarının Umumi Milli Toplantısı demek mümkün. Hem bu seçimler tüm halkı, ya da hiç olmazsa onun büyük kısmını kapsaması lâzım. Bugün,
Kırım Tatarlarının Umumi Milli Toplantısı sadece
Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın oturumlarıdır. Elli, yüz adam sadece meclisin zayıf taraflarının dedikodusunu yapmak için toplanan insanların birleşmelerini umum milli toplantı demek öz halkına nispeten saygısızlık göstermektir. Yazıklar olsun ki, bizde böylesi de ola.
Kurultaya karşı onlarla gruplar teşkil etmek ve onları hatta birleştirmek de mümkündür, ama halk onları seçmese bu, kurultaya nasıl alternatif olabilir ki? Farz edelim ki, olar gerçekten de bütün halkı ve ya da yarısını kapsayıp alan seçimleri yapıp, yeni bir vekâletli bir organ kurup oldular. O zaman kurultay, halkın parçalanmasına yol açmamak için, kendisi dağılıp, delegeleri ise yeni kurumun faaliyetine katılması gerekir.
Ama, en doğrusu şu ki, kurultayın faaliyetinden memnun olmayan bu insanlar, halkın güvenini kendi işleriyle kazanarak, onun delegeleri olarak seçilseler ve kendilerinin doğru bildiği kararların, meclisle ilgili konularda da, Kurultay’da kabul edilmesine çalışsalar, demek ki Kurultay’a alternatif yoktur.
Geçenlerde, halkın vekillerine 1960. – 1970. senelerdeki gibi Kırım Tatar halkının vekillerine vekaletname verme uygulamasının yeniden hayata geçirilmesi fikri bildirildi. Bundan evvel ise ülkedeki yerel ve genel seçimlerde milletvekili veya yerel şura üyesi seçilen Kırım Tatarlarının otomatik olarak dahil edildiği bir milli temsil organının oluşturulması teklifi seslendirilmişti. Bunlar, yirmi yıldan beri seçim temelinde şekillenen Kurultay-Meclis’i değiştirme hareketleri değil mi?Bir kasaba, mahalle ve ya da sokak sakinlerinin imzalarıyla onaylanan "mazbataları" (vekalet) Moskova’ya delege olarak yollanılanlara verilmesi, bu idareciler için olmaktan ziyade Moskova’ya gelen delegelere yolbaşçılık yapanlara kimin nereden geldiğini bilebilmek için gerekli idi. Şimdi artık vekilleri açıkça seçme imkânı varken vekaletlere dönmek akılsızlıktır. Çünkü şimdi bu vekaletleri kimse ciddiye almaz ve halkın vekili diye saymaz. Bugün istediğin yerde ve istediğin kadar imza toplaya bilirsin. Bu gayelerin teşebbüsçüleri ise seçilme şansından mahrum, geçmişte şu "paralel akımların" veteranları olan insanlardır.
Milletvekillerini, (Kurultay) delegeleri arasında otomatik şekilde sokmak da olmaz. Çünkü onlar
Kırım Tatar halkının vekilleri olarak değil, şu veya bu bölgenden, şu veya bu partiden seçiliyorlar. Orada ise sadece
Kırım Tatarları değil, başkaları da var. Öyle milletvekilleri var ki, meselâ
Canköy rayonunda "Rus Bloku’ndan", Kefe’de ise Komünistler tarafından seçilen… Onlar için
Kırım Tatarları oy vermedi.
Kurultay ve Meclis’in faaliyetlerinde hangi alanlara daha çok ağırlık veriliyor?Meclis ve Kurultay, soydaşlarının tüm problemleriyle meşgul olurken, özellikle birisine öncelik vermiyor. Ama en önemlileri arasında
Ukrayna’nın
Kırım Tatar halkı ve sürgün edilgen diğer milletlere haklarının iadesi için kanununun kabul edilmesi, toprak meselesinde adil çözüm, sürgünde yaşamaya mecbur olan soydaşlarımızın dönüşü, muhtariyetin yönetim organlarında
Kırım Tatarlarının yer almasının sağlanması, ana dilimizde eğitimin sağlanması ve birçok sosyal meselenin çözme çalışmalarını belirtmek istiyorum.
Kırım Tatarlarının yüzde 53’ü mesken problemlerini çözmek zorunda, onların kendi evleri yok, sahip olanlarda ise normal şeraitler yok.
Kırım Tatarlarının toplu olarak yaşadığı mahallelerde de vaziyet ağır. Yol, ısıtma, su, ve elektrik ağları hâlâ daha geçirilmedi. Tahsilimizin hali ise daha da beter, büyüyen nesil dilini kaybediyor.
Bütün bu şeylere para gerekiyor, devlet bütçesinden ayrılan ödenek ise sıfır düzeyinde. Bu maksatlar için komşu devletlerden yardım istedik. Türkiye, birkaç mektebin, caminin,
Kırım Tatar medeniyet merkezinin inşaatına finansman sağlamaya hazır. Eğer bunlar hayata geçirilse, bizim devletimizin yirmi yıldan beri ayırdığı ödenekten fazla olacak. Ama burada da devlet memurları TİKA programlarını onaylamaktan kaçınıyor.
Şimdi
Kırım ve
Kırım Tatar halkının problemleri için bu yılın sonunda gerçekleştirmeyi planladığımız uluslararası forumdan ümidimiz pek büyük.
QHA